Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Nedir?



Ölüm, fiziksel yaralanma ya da cinsel saldırı veya cinsel istismar olaylarını doğrudan deneyimleme veya bu olayları yaşama tehdidi altında kalma ya da tanık olma bir yakınının başına geldiğini öğrenme psikiyatrik sınıflandırma sisteminde travmatik deneyim olarak tanımlanır.

Travmatik deneyimlere savaş deneyimleri, fiziksel şiddet, cinsel şiddet, kaçırılma, işkence, terör saldırısı, trafik kazası ve doğal afetler örnek verilebilir.

Travmatik deneyim yaşamış bireylerde en sık rastlanılan psikolojik sorun Travmatik stres bozukluğu olarak belirlenmiştir.

TSSB belirtileri:

-Travmatik olayın anılarının tekrarlayıcı ve istemsizce hatırlanması

-Travmatik deneyimin hatırlatıcılarından uzak durma, kaçınma

-Duygu ve düşüncelerde olumsuz değişim, kişinin kedisine ve çevresine ilgisiz kalması

-Yabancılaşma

-Artmış uyarılma hali

-Uyku bozuklukları

-Öfke kontrol problemleri, çabuk sinirlenme

Travma, katlanılmaz ve dayanılmazdır

Travma yaşamış bireyler bir taraftan geçmişin dehşet verici anıları ve açığa çıkan zayıflık duyguları ile baş etmeye çalışırken işlevselliklerini korumak için büyük enerjiye ihtiyaç duyarlar.

Travma yaşamış bireyler yokmuş gibi davranarak normal bir hayat yaşamaya çalışabilirler ancak bazen kabuslar bazen anlık geçmişe dönüşlerle hayatın normal akışından kopuşlar yaşarlar.

Travma, beden ve zihin üzerinde köklü değişiklere sebep olur.

 Algılarımız değişir, dünyaya bakış açımız farklılaşır. Dünya daha güvenilmez tehlikeli bir yer olarak algılanır.

İdeal olarak, stres hormonu tehlikelere karşı bizi korumak için şimşek hızıyla tepki vererek tehlike geçtiğinde yeniden dengeye ulaşır.

Ancak travma hastalarında bu stres hormonu sistemi dengeyi yeniden sağlamada başarısız olur ve savaş/kaç/don sinyallerini tehlike geçtikten sonra da devam eder.

Bu durum aşırı tepkiselliğe veya disosiyasyon tepkileri geliştirmelerine sebep olur.

Bu tepkiler günlük yaşamı olumsuz etkileyen şimdiki zamanda kalmalarını engelleyen geçmişe takılı kalmış tepkiler vermelerine yol açar.

Travmada olan kişiler sanki travma hala devam ediyormuş gibi yaşamlarını sürdürmeye devam eder, her yeni karşılaşama ya da olay geçmiş yüzünden bozulur. BU sebeple travma yaşayan pek çok insan kronik bir şekilde çevresiyle uyumsuzdur.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

Travma yaşayan insanlar, üzerinde yıllar geçse de başlarına gelenleri diğerlerine anlatmakta zorluk çekerler. Bedenleri; korkuyu, öfkeyi ve çaresizliği yeniden yaşarken, savaşma yada kaçma dürtüleri yeniden canlanır ancak bu duygularını dile getirmeleri neredeyse imkansızdır.

Bu belirtilerin hepsinin aynı anda bulunması gerekmez; bazı kişiler kaygı ve korkunun eşlik ettiği travmatik olayı yeniden deneyimleme belirtileri ile kaçınma davranışı sergilerken, bazı kişiler olumsuz düşüncelerle gelen çökkünlük, keyifsizlik daha belirgindir.

Travma deneyimi olan bireylerde travmadan çok uzun bir süre sonra bile en küçük bir tehlike karşısında bozulmuş beyin devrelerini harekete geçirebilir yoğun miktarda stres hormonu salgılanmasına neden olur.

Travmatik deneyim yaşayan bireylerin bir kısmı aşırı uyarılmışlık belirtileri gösterirken, bir kısmı disosiyasyon(hissizleşme) belirtileri gösterir.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

Stres yararlı olabilir mi?

 



Stresi tamamen kötü olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Belli orandaki stres kişiyi korur, bazı durumlarda motivasyon sağlar yapılan işin tamamlanmasını sağlar. Örneğin, herhangi bir sınava hazırlanmak için belli bir miktarda stresli olmak ve kaygı hissetmek kişinin sınav için çalışma motivasyonu olur. Sınav esnasında ise kişinin daha dikkatli ve uyanık kalmasını sağlar. Ancak gereğinden fazla ve uzun süreli hissedilen yoğun kaygı kişinin performansını olumsuz yönde etkileyebilir. Kişi bildiklerini unutur, karıştırır. Sınavda her şeyi unutmuş gibi hissedilmesinin nedeni hissedilen yoğun kaygıdır.

Hayatımızda görece yeni olan hayat olaylarına verdiğimiz tepkiler stresi kontrol etme mekanizmamıza bağlı olarak uyum bozucu veya performansı artırıcı uyum sağlayıcı olarak iş görür. Stresin uyum bozucu olarak iş görmesine neden olan, uzun süreli ve mantıkdışı oluşudur. Uzun süreli ve kişinin baş etme mekanizmalarının yaşadığı stresli durum karşısında yetersiz kalması bu stresin uzun süreli devam etmesi zihinsel, duygusal veya fizyolojik sorunların yaşanmasına sebep olur.

sağlık psikolojisi nedir?


Sağlık psikolojisi hastalıkların hem nedenleri hem de tedavisinde zihnin rolü olduğunu vurgulayan beden-zihin ayrımını reddederek sağlıklı olmaktan hastalığa ve hastalığın tedavisine kadar tüm süreçlerin yalnızca fiziksel modellerle değil bireyi bir bütün olarak kabul eden bir yaklaşım önermektedir.

Sağlık psikolojisinin amaçları:

-Hastalığın kökenini araştırırken davranışların rolünün değerlendirilmesi

Koroner kalp rahatsızlıkları, sigara kullanımı veya sağlıksız beslenme davranışları ile ilgilidir. Bu davranışların nedenlerinin araştırılması ve davranış değişikliklerinin sağlanması psikoloji disiplininin çalışmaları ile sağlanabilir.

-Psikolojik ve fizyolojik süreçlerin etkileşiminin değerlendirilmesi

Stres fizyolojik değişikliklere yol açar, bağışıklık sistemini zayıflatır hastalığı tetikleyebilir veya artırabilir. 

-Hastalık yaşantısında psikolojinin rolünü anlamak

Hastalığın psikolojik sonuçlarını anlamak, hastaların olası depresyon ve kaygı gibi olumsuz duygulanımlarının düzenlenmesinde ve hastaların hastalığı kabulünün sağlanmasında etkilidir.

-Hastalığın tedavisinde psikolojinin rolünün değerlendirilmesi

Psikolojik faktörler hastalığın tedavisinde önemlidir. Hastaların streslerini azaltmada tedaviye olan uyumlarının sağlanmasında etkilidir.

-Sağlıklı davranışları teşvik etmek  ve hastalığı önlemek

sağlık davranışlarının kazandırılmasında ve sürdürülmesinde psikolojik müdahaleler uygulanabilir.


Bir Başkadır

 


Herkes görülmeye, duyulmaya ihtiyaç duyar mı?

Görülmemek duyulmamak anlaşılmamak da bir ihtiyaç mıdır?

Hiç birinin sizi anlamasından korktuğunuz oldu mu? Gizlenme ihtiyacı duydunuz mu hiç?

Anlaşılma ihtiyacı herkes tarafından kabul edilen doğal bir ihtiyaçken, anlaşılmamaya kişi neden ihtiyaç duyar?

Kişiler benliklerini tehlikeye sokan durumlardan kaçınma eğilimindedirler. Anlaşılmak, duyulmak, görülmek kişi tarafından bir tehdit olarak algılandığında benliğini korumak isteyen kişi anlaşılmamak ister.

-‘’24 geçiyor mu burdan?’’ Meryem’in anlaşılmama savunması mekanizması olarak çıkar adeta karşımıza.

Anlaşılmak onun için korkutucu bir deneyim olarak kodlanmıştır, gündeliğe gittiği kişiye duyduğu duygusal yakınlığın bilinmesi, duyulması, anlaşılması onun için tehdit olarak görülmektedir. Sadece Sinan'a olan duyguları değil Meryem diğer tüm duygularını yok saymayı öğrenmişti.

Peki neden veya nasıl? 

Aslında bu durumu anlamak için hikayeyi en başa sarmalı...

Erken dönem deneyimleri bireyleri hayatları boyunca takip eden kodlara dönüşebilir. Bebeğin ihtiyaçları bakım veren tarafından karşılanırsa bebek ihtiyacını ifade ettiğinde bunun çözüleceği karşılanacağı ile ilgili bir algı oluşturur. Anne veya babası iyidir, insanlar iyi ve güvenilirdir. İlerde de bu inanç devam ettirilir bir sorun olduğunda bir ihtiyacı olduğunda bunun diğerleri tarafından anlaşılıp karşılanacağı, problemin çözüleceği inancını ile kişi kendini ifade eder.

Fakat eğer bu ihtiyaçlar bakım veren tarafından karşılanmazsa çocuğun problemi çözülmezse çocuk sorunu daha üst bir seviyeye taşır ancak yine karşılanmaz görmezden gelinirse çocuk problemi yok saymayı öğrenir. Çocuk yakınlık istediğinde bu ihtiyaç karşılanmıyorsa çocuk yalnızlığı arzulamayı, diğerlerine ihtiyaç duymamayı tercih eder ve öğrenir. Birine ihtiyaç duymak, yakınlık istemek kişide huzursuzluk yaratır, çünkü ihtiyacının karşılanmayacağına inanır.

Gülseren Budayıcıoğlu ‘’kader motifi’’ olarak ifade ettiği kavramda bireylerin çocuklukta öğrendiği bu örüntüleri tıpkı bir yazılım gibi ileriki yaşlarına nasıl uyguladığını açıklar. Bakım veren tarafından yakınlık ihtiyacı karşılanmayan reddedilen çocuk ilerde de yine reddedileceği suistimal edileceği, değersizleştirileceği ilişkiler yaşama eğilimindedir. Tanıdık olanı alır ve kabul eder. Bildiği yoldan gider kişi, sevilmemeyi, değer verilmemeyi öğrenmiştir yalnızca onu biliyordur çünkü.

Gel gelelim bizim Meryem’e…

Meryem’in bayılmaları bastırdığı duyguların, yok saydığı duyguların bedeninde yarattığı gerginliğin dışa vurumu olarak kendini göstermişti. Bu sebeple psikoloğa gitmeye başlamasıyla bayılmaları azalmış Meryem duygularını terapi ortamında açığa vurma olanı bulmuştur. Meryem’in kimseye kendine bile ifade edemediği duygusunun terapist tarafından anlaşılmış olması onda terapötik bir etki yaratmıştır. 

 

En mutlu insanlar belki de

baca temizleyicileridir
öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki
yüreklerini geniş, dayanıklı
aydınlık tutmak zorundadırlar
buna yükümlü sayarlar kendilerini.
Baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz
başkalarınca sevilirler aynı zamanda
çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu
herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar.

Nemfomani nedir?



  • Nemfomani, kadınlarda görülen hiperseksüel davranış bozukluğudur.
  • nemfomani bozukluğu olan kadınlar parafilik yani sapkın bir şekilde olmasa da sürekli cinsel birliktelik yaşama ya da konsülsif mastürbasyon davranışı sergileyebilirler.
  • Nemfomani de amaç seks değil sahip olmaktır. Bu kişiler çoğunlukla cinsel ilişkiden haz almaz çok sık orgazm olmazlar, eğer orgazm olursa da sürekli aynı duygu arayışına başlar.
  • sürekli farklı kişilerle birlikte olurlar ancak seçici değildirler, rastgele birlikte olurlar
  • koruyan kollayan bir baba figürü arayışı vardır temelde 
  • sürekli seks düşünceleri vardır zamanın büyük bir çoğunu seks partneri arayarak geçirebilirler
Nemfomaninin nedenleri: biyolojik ve psikolojik süreçler nemfomanide etkilidir. 
  • beyinde yer alan dopaminerjik alanda işlevsel bozukluk
  • seratonin,dopamin gibi hormonların düzeylerindeki düzensizlik
  • genital bölgedeki aşırı uyarılma
  • çocukluk travmalarıyla baş etme
  • suçluluk ve depresyon gibi problemlerle baş etme
  • özgüven inşa etmeye çalışma
  • boşluk hissini hafifletmek için cinsel uyarılmayı kullanm
kişiler cinsel birliktelikten sonra pişmanlık, suçluluk gibi duygular yaşayabilirler ancak yine bu duygularla baş etmek için cinsel ilişkiye girerek bir döngü içine girerler. Sürekli kontrolsüz seks davranışı evlilik dışı ilişkilere neden olurken ailevi problemlerin yaşanmasına neden olur. Bu kişiler suçluluk, pişmanlık gibi duygular yaşar ve özsaygı kaybı yaşayabilirler.


Hannah Arent filmi ve Sosyal Psikoloji

  Sosyal Psikoloji Nedir? Kurucusu Kimdir? - PDR Nedir?

Hannah Arent filmi, Nazi komutanlarından birinin İsrail tarafından yargılanması sürecini ve bu süreci objektif bir şekilde incelemeye çalışan Hannah isimli profesörü konu almaktadır. Sosyal psikoloji kuramları gözüyle filmi inceleyecek olursak burada dikkatimizi çekecek ilk konu Nazi subayının kendisinin yalnızca kurallara uyduğunu söyleyerek kendini savunmasıdır. Bu durum bize Miligram’ın itaat deneyini hatırlatır. Deneye katılan kişiler şiddet taraftarı olmasalar da emir veren kişiye büyük oranda itaat etmişlerdir karşıdaki kişinin zarar gördüğünü düşünseler bile. Bu Nazi subayının durumunu da buna benzetebiliriz. Hitler gibi bir liderin otoritesi karşısında subayın belli bir amaca hizmet etme düşüncesiyle emirlere uyduğunu düşünebiliriz.

Diğer taraftan Nazi subayı hakkında Yahudiler,  ‘’o bir canavar, bu yüzden onu kafese koyucaklar’’ gibi ifadelerde bulunmaktaydılar. Bu durum kalıp yargılar çerçevesinde ele alınabilir. Yani Nazi subayı eşittir cani Yahudi düşmanı fikri kalıp yargı olarak insanlar tarafından benimsenmiştir.

Nazi subayının davranışını planlanmış davranış kuramı çerçevesinde değerlendirecek olursak; İnsanlar Nazi subayının Yahudileri trene bindirme görevini yerine getirme davranışını onun Yahudileri öldürmek niyetiyle yapılmış bir davranış olduğunu düşünmekteydiler.  Hannah ise subayın bu davranışının Yahudi düşmanlığı tutumu ile değil de kurallara uyması gerektiği ile ilgili görev anlayışı tutumuyla ilişkilendirerek niyetinin Yahudileri öldürmek değil yalnızca yasalara uymak olduğunu düşünmektedir. Hannah subayın davranışının tamamen düşüncesizce yapılmış bir davranış olduğunu savunuyor ancak bu durum ajzen’in planlanmış davranış kuramı ile uyum göstermez. Bu kurama göre yapılan davranışların belli nedene bağlandığını savunur. İnsanlar bir sonuca ulaşmak için düşünür karar verir ve kararı uygularlar. Ancak bahsi geçen nazi subayı bu davranışının sonuçları hakkında düşünmeden yalnızca kurallara uyma davranışı göstermiş olası sonuçları yeterince değerlendirmemiş ya da değerlendirmekten kaçınmıştır.

Bizi öfkelendiren aslında kim?

Sizi kim kızdırıyor?

Diğerlerinin aptalca düşüncesiz davranışları mı?



Dışardan gelen olayların sizi sinirlendirdiğini düşünmek kolaydır. Karşımızdakine '' beni kızdırıyorsun?'' diyorsanız eğer kendinizi kandırıyorsunuz. Öfke de diğer duygularımız gibi bizim bilişlerimiz yani algılamalarımızla ilgilidir. Duygularımız olaya verdiğimiz anlam sonucunda ortaya çıkar yani onları biz yaratırız. Çoğunlukla bizi sinirlendiren olaylar değil olaylar hakkındaki bilişsel çarpıtmalarımızdır.
Öfkelenmemize neden olan bilişsel çarpıtmalardan biri  '' etiketleme'' dir. Sizi sinirlendiren kişiyi ''aptal'' ''tembel'' '' beceriksiz'' ''görgüsüz'' gibi ifadelerle etiketlerseniz onu artık olumsuz algılamaya başlarsınız. Bu kişiyi bir şekilde değersizleştirip sürekli olumsuz yanlarına odaklanır doğru bir şekilde değerlendiremezsiniz olayları. Etiketlediğiniz insanı suçlar ve intikam alma isteği duyarsınız bu durum aradaki çatışmayı şiddetlendirir çözüme götürmez sizi. Bu olumsuz etiketleme kendini doğrulayan kehanete dönüşür ve karşımızdaki kişi bizim beklediğimiz gibi kötü davranır.
Bizi öfkelendiren diğer bir çarpıtma ise ''zihin okuma'' dır. Diğer kişinin neyi neden yaptığı ile ilgili kurduğumuz hipotezler bizi sinirlendirir. Ancak bunlar gerçek dışıdır ve onun gerçek düşüncelerini ve algılarını yansıtmaz. Örneğin bir arkadaşımız mesajımıza cevap vermediğinde '' Beni sevmiyor'' diye düşünerek kendimizi değersiz hissederek öfkelenebiliriz. Ancak doğru bir açıklama değildir bu arkadaşımız bizi sevmediği için değil de meşgul olduğundan cevap vermemiştir. Diğer olasılıkla bizi sevmiyor olsa bile bu bizi değersiz yapmaz. Böyle bir durumda bizi sinirlendiren diğerinin bizi sevmemesi değil de kendimizi değersiz hissetmenin verdiği rahatsızlıktır.
Öfkelenmemize sebep olan diğer bir bilişsel çarpıtma da ''-meli, -malı'' ifadelerini uygunsuz kullanmamızdır. Başkalarının bizi rahatsız eden bir davranışı ile karşılaştığımızda '' böyle davranmamalıydı'' diye düşünürüz. Ancak diğerlerinin kendi değer yargılarımıza uygun davranmalarını beklemek pek de haklı bir durum olmasa gerek. İnsanların özgür iradeleri vardır ve senin istediğin şekilde davranması gerekmez.
Size karşı yapılmış bir adaletsizlik ya da haksızlık algısı öfkeyi yaratan temel düşüncedir bir bakıma. Eşiniz sizi aldattığında yada size değer vermediğini hissettiğinizde ''Ben iyi bir eş olmak için çok uğraştım, saçımı süpürge ettim bu evlilik için'' diye düşünür onun haksızlık yaptığını düşünerek sinirlenirsiniz. Eşiniz ''nankör'' ''sadakatsiz'' yada ''kıymet bilmezdir'' onu bu şekilde etiketler, '' Benim onu sevdiğim gibi beni sevmeliydi, bunu yada şunu  yapmalıydı'' gibi ifadelerle yola çıkar daha öfkelenmeye devam eder onu anlamaya çalışmazsınız. Öfkenizi yaratan sizin düşünceleriniz ve bakış açınızdır olayı sadece kendi açınızdan görüp adaletsizlik veya haksızlık görürsünüz. Ancak evrensel bir adalet yada haklılık yoktur. Örneğin bir ceylanı yiyen aç aslanı ele alalım. Ceylan için bu haksızlık mıdır, evet haksızlıktır yaşamaya hakkı vardır ama aslan bu yaşama hiç ummadık bir anda son vermiştir. Peki aslan haksız mıdır, değildir açlıktan ölmemek için yemek zorundaydı. Aslan da ceylan da kendi açısından haklılar. Aslında haklılık ve adalet algısal bir yorumlama, kendi kendine yaratılan bir kavramdır.


Otizm Spektrum Bozukluğu


  • Sosyal davranışlarda belirgin problemler, iletişim ve etkileşimde güçlük
  • Alışılmadık biçimde sınırlı ve tekrarlayıcı davranış sergileme
  • Bebeklikte kolay bebekler olarak görülebilirler, ilgi istemezler ve ilgisizlikten rahatsız olmazlar
  • Bebeklikten sonra insanlara karşı bağlanma gerçekleştirmezler, ancak buzdolabı, çamaşır makinesi gibi mekanik nesnelere bağlanabilirler
  • Çocukluk döneminde diğer insanlarla etkileşim başlatmazlar, duygularını paylaşmazlar ve diğerleriyle empatik bir ilişki kurmazlar
  • Dönen nesnelere ilgi duymak gibi spesifik kalıplaşmış ilgi alanları olabilir
  • Vücudunu durmadan sallandırma gibi ritmik hareketler hoşlarına gider. Bu davranışlar onları sakinleştirme amacına hizmet ediyor olabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların çoğu iletişimde problemler yaşar









çocuk ve ergenlerde- bilişsel davranışçı terapide dikkat edilecekler-sınav kaygısı

 1-Psikoeğitim önemlidir- duygu tanıma,duygu düzenleme üzerinde

duygu bulmaca yapılabilir.- ancak çocuk ve ergenlerde oyuna dönüştürme önemlidir. eğlenceli hale getirmek için role-play taklit- kukla oyunu gibi oyunalr oynanılabilir.

duygu küpü- duyguları tanıma- çekingen olursa ifade etmekte zorlanırsa kukla kullanılabilir. kukla sorar'' ben bunu bilmiyorum sen söyler misin?'' şeklinde.

iki çeşit küp kullanılabilir- birinde duygu diğerinde olay.

ilk küp atılır=> öfke=>2. atılır=>olay=> '' seni öfkelendren bir olay söyler misin?

2-Beyaz tahta bulundurmak iyi olabilir- kurabiye adam çiz- üzerinde kaygı hissettiğinde- sınavla ilgili vücudunda ne olur? diye sor- işaretlemesini iste 


3-düşünce balonu çiz=> içine sınavdayken aklına ne gelir?- Ne düşünürsün? gibi sorularla düşüncelerine odaklanmasını sağla


4-Bulunan düşünceler içinde en çarpıcı en etkileyici olanla ilgili sokratik sorgulama yaptır

sokratik sorgulama bir nevi bir maruz bırakmadır-en kötüyü düşündürme-

öyle olursa ne olur??

5- Şema ve baş etme tekniklerini bul- şema=> telafi,teslim,karşı gelme


6- OLumlu- olumsuz düşünce kalıplarını etiketle

7- ölçeklendir

8- yeniden yapılandır

-bu düşüncenin sana ne yararı var? geçmişte bir yararı oldu mu? yada tam aksi bir durum oldu mu?

-kanıt toplama- düşünceyi yada tam tersini kanıtlayan örnekler bul

-beceriler kazandırma- gevşeme egzersizleri- nefes egzersizleri-güvenli yer çalışması

Nefes egzersizi için somutlaştırma yap- gülü kokla, mumu söndür gibi- 


-KORKU MERDİVENİ

-DÜŞ KAPANI

-AİLELERİN GÜVENLİK DAVRANIŞLARNIN  FARKINA VARMASINI SAĞLA-çocugun kaçınmasını dstekler-anksiyenin devam etmesini sağlar- maruz bırakmayı önler

Narsisizm nedir?









Narsisistik kişilerde görülen büyüklenmeci davranışlar kendi içlerindeki doldurulamayan boşluk hissinden kurtulmak içindir.

Erken dönem bebeklik çağında deneyimlenen travmatik yaşantılar ileriki dönemlerde psikozlara neden olur. Bebeklik döneminde her çocuk primer narsisizme sahiptir. Çocuğu primer narsisizmde kalabilmesi için varlığının onaylanması gerekir. Ebeveyn çocukla senkronize olmalı, çocuğun kendilik gelişimini desteklemesi gerekir.

Narsisizmin özellikleri
-Büyüklenmecilik- sürekli ön planda olma isteği, kendini gösterme farkedilme çabaları
-Kendine aşırı bağlılık ve diğerlerine ilgisizlik
-Takdir ve onay ihtiyacı ile diğerleriyle aşırı meşguliyet
-Empati yoksunluğu

İçindeki yoğun değersizlik hissiyle baş etmek için büyüklenmeci davranışlar sergilerler.
Yoğun ve yıkıcı bir haset duygusu yaşayabilirler
Kendilerini özel hisseden bu kişiler genellikle yaptıkları işte başarılı olurlar ve diğerlerine göre daha üstün oldukları inancına sahiptirler
kusursuz ve mükemmel olma isteği duyarlar.
Fantezi kurma eğilimleri vardır, kendilerini kahramanlık yaparken veya çok zengin olduklarını hayal ederler
insanların hayranlığını kazanmak için veya idealize ettikleri kişilerin onayını aldıkları taktirde kendilerini sevilebilir, güvende ve mutlu hissederler. 
Kendilerini değerli hissetmek için karşısındakini değersiz hissettirebilirler. 
İlişkilerinde hakim olma dominant olma istekleri vardır ve çoğunlukla yoğun bir işgal göze çarpar.
Gizli övünme görülür ne yaptım ki? ne önemi var ki gibi ifadeler kullanabilirler.

OKB nedir?

 

Obsesif Kompulsif bozukluk nedir?


Obsesif Kompulsif Bozukluk(OKB) kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olan, istemsiz gelen, uygunsuz olarak deneyimlenen ve istenmeyen katı düşünceler, dürtüler ve imgeler olarak tanımlanan obsesyonlar ve ya bu obsesyonlara tepki olarak kaygı düzeyini azaltmak için uygulanan kişinin belli kurallara göre tekrarladığı, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ritüel davranış ve düşünce örüntülerini temsil eden kompulsiyonların varlığı ile tanımlanır.

OKB’de en sık görülen obsesyon türler: Kirlenme korkusu, Patolojik şühpe, Somatik obsesyonlar, simetri ihtiyacı, agresif obsesyonlar ve cinsel obsesyonlardır.

Obsesyonlar kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olurken, kompulsiyonlar obsesyonların yarattığı rahatsızlığı ve yüksek kaygı düzeyini nötralize etmek için oluşturulurlar. Örneğin kirlenme obsesyonunu sahip kişiler kir, mikrop gibi uyaranlara maruz kalmaktan çekinir, vücut salgıları veya mikroplar tarafından kirlenme korkusu ile sürekli evini temizleme, banyo yapma gibi davranışları ritüelleştirerek kirlenme obsesyonunun sebep olduğu kaygıdan kurtulmaya çalışırlar. Ritüel/yineleyen davranışlar kişiyi yeniden güvende hissettirerek rahatlamasına ve kaygı düzeyinin azaltmayı sağlar. Ancak obsesyon ve kompulsiyonlar kişide belirgin bir sıkıntıya sebep olurken, zamanın boşa harcanmasına sebep olur. Örneğin kirlenme obsesyonu olan bir kişi günlük zamanının büyük bir kısmını temizlik için harcayabilir. Bu durum kişinin işlevselliğini olumsuz etkileyerek günlük işlerine zaman ayıramamasına, mesleki işlevselliğini bozmasına ve kişilerarası ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine sebep olur.

Okb'nin etiyolojisi ile alakalı yapılan çalışmalar özellikle ikizlerle yapılan çalışmalar genetik faktörlerin obsesif kompulsif bozukluğun gelişmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca yapılan beyin araştırmaları da beynin bazı kısımlarındaki fonksiyon farklılıklarının ve serotonin disregulasyonunun okn'nin oluşumunda etkili olduğu anlaşılmıştır.

Psikodinamik kuram ise obsesif belirtilerin açığa çıkmasında bilinçdışı dürtülerin bastırılmasının etkili olduğunu savunmaktadır.

OKB'nin etiyolojisi ile alakalı bilişsel modeller ise suçluluk ve sorumluluk duygularının aşırı hissedilmesinin önemli olduğunu vurgular. Teorilere göre kişiler aniden ortaya çıkan ve istenmeyen düşüncelerini hemen düzeltmediklerinde ortaya çıkacak olumsuz durumdan sorumlu olan kişinin kendileri olacağı yönünde yorumlarlarsa obsesyonlar geliştirir. 

OKB geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişiler erken dönemde geniş anlamda sorumluluk bilinci ve vicdanlılığı öğretilmiş, aşırı düzeyde katı ahlaki eğitim almış/ bazı düşüncelerin zararlı ve kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve eylemlerinin veya düşüncelerinin kendileri yada başkalarını etkileyen bir olayla bağlantılıymış gibi göründüğü önemli bir olay yaşamış kişilerdir. Yasaklı düşüncelerin aniden ve istenmeyen ortaya çıkması ile paniğe kapılan kişi bu düşünceleri baskılamaya geri itmeye çalışır ancak bilişsel olayları kontrol etmek o kadar kolay değildir. baskılanmaya çalışılan düşünce aksine daha da öne çıkar ve bu durum kontrol kaybı ve kaygıyı artırır. Bu durum karşısında kişi kaybedilen kontrolü yeniden ele alma ve kaygıyı azaltmak için kompulsif ritülleri devreye sokar.



 Trt1 de yayınlamaya başlayan '' Masumlar Apartmanı'' dizisinde temizlik konusundaki takıntısı ile dikkatleri üstüne çeken Safiye(Ezgi Mola) karakterinin ''kirlenme obsesyonu'' ve çocukluk çağında katı ve tutucu bir aile ortamında yetişmesi arasında bağlantı kurulabilir. Zaman zaman flaşbekler olarak karşımıza çıkan Safiye'nin annesinin katı ahlakçı tutumu onun bu obsesyon ve kompulsiyonlarının gelişmesinde etkili olmuştur. Annesi tarafından kabul edilmek onay görmek adına oluşturduğu davranışlar zamanla kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlara dönüşmüştür. Bir bakıma Safiye'nin titizlik konusundaki davranışları öğrenilmiştir. Ayrıca Safiye'nin ahlaki konularda katı bir tutumu olduğu görülmektedir. Kardeşlerinden birinin biriyle en küçük bir yakınlaşmasını ahlaki açıdan kirlenme olarak algılayan Safiye kardeşleri üzerinde katı bir disiplin uygulamaktadır. Safiye bu katı davranış kalıplarını annesinden öğrenmiş ve devam ettiriyor görünmektedir.


Ördek, Ölüm ve lale

 

Ördek, Ölüm ve lale

Wolf Erlbruch

                      



‘’ Her çocuk bazen ölümün ne olduğunu sorar. Böylesine önemli bir soruya verilebilecek basit bir yanıt var mıdır? Bu kitapta zorlu bir konu, sıcak, esprili ve zarif bir dille anlatılıyor. Hem çocuklar hem yetişkinler için…’’

Ölüm nedir? Ölünce ne olur? Ölüm ne zaman gelir? Öldükten sonra ne olur? Bu gibi sorular cevaplandırılması kolay sorular değildir. Bizler yetişkinler olarak ölümü tam olarak anlayıp kabullenemezken çocukların ölümle ilgili sorularına nasıl yanıt vermeliyiz?

Bu kitap ölümle ilgili soruları içten, samimi ve yalın bir anlatımla, çizimlerle süsleyerek anlatmış. Sorulara ayrıntılı yanıtlar vermek yerine basit açıklamalarla çocukların sorgulamalarına olanak sağlayacak bir anlatım tercih etmiş.

Öyküye gelince:

Bir süredir Ördek’in içinde tuhaf bir his vardı. ‘’kimsin sen ve neden beni takip edip duruyorsun? ‘’

‘’Sonunda beni fark etmene sevindim,’’ dedi Ölüm.‘’ Ben Ölüm’üm’’

Ördek dehşetle irkildi. Başka türlüsü beklenemezdi. ‘’Beni almaya mı geldin?’’

-Ölümle ilk tanışma ve ölümün her an seni de bulabileceğini anladığın o an hissettiğin ilk korku ilk irkiliş. Belki bir kaza belki bir yakının ölümü genellikle ölümle ilk tanışmadır. Ölüm’ün yakınlığını düşünmek ürperti verir düşünmek bile istenmez genellikle.

‘’Yeni gelmiş değilim, doğduğun günden beri hep yakınındayım zaten. Ne olur ne olmaz diye.’’ ‘’Yani başına kötü bir şey gelirse diye. Ağır bir soğuk algınlığı veya bir kaza. Başımıza ne zaman ne geleceği belli olmaz.’’

-Ölümün aslında her an gelebileceği aslında her an bizi bulabileceği nasıl daha uygun bir dille anlatılabilirdi ki.

‘’Bazı ördekler diyorlar ki ölünce melek oluyormuşsun ve bulutun üzerine oturup yukarıdan dünyayı seyrediyormuşsun.’’ ‘’ Mümkündür, dedi Ölüm. ‘’Kanatlarınız var sonuçta.’’

‘’Bazı ördeklerde diyorlar ki yerin altında çok derinlerde bir cehennem varmış. Eğer hayatta iyi bir ördek olmadıysan seni burada kızartıyorlarmış.’’ ‘’Siz ördeklerin ne kadar tuhaf hikayeleri varmış böyle. Ama kim bilir, olabilir tabi.’’

-Ölümle yakınlaşan Ördek, artık ölümden sonrası ile ilgili merak ettiklerini soruyor Ölüm’e. Ölünce ne olacak? Nereye gideceğiz? Bizi güzel şeyler mi bekliyor, bulutların üstünde uçmak gibi yoksa yerin dibinde kızarmak mı? Ancak ölüm tüm ihtimallerin mümkün olduğunu belirten belirsiz cevaplar veriyor.

‘’Üşüdüm’’ dedi Ördek bir akşam.’’ Beni biraz ısıtır mısın?’’ ve Ölüm ördeğe sarıldı. Ördek artık nefes almıyordu. Kıpırdamadan öylece uzanıyordu. Ördek ölmüştü. Ölüm onu kucağına alıp nehre taşıdı. Dikkatlice suya bırakıp onu hafifçe itti. Ördeğin arkasından bakan Ölüm hafif bir keder hissetti.‘’ ama işte, hayat böyle bir şeydi.’’ diye düşündü.

Öykünün ilerleyişinde Ölüm ve Ördek’in ilişkisi düşünüldüğünde, aslında bir kişinin ölümle tanışması sonrasında artık ölümü bilerek tanıyarak her an ölümü hissederek devam etmesi ve artık zamanı geldiğinde ölümle yüzleşmesi ve ölüme kendini bırakma farklı bir dille anlatılmış.

‘’ Yaşarken yaşayın! İnsan, yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez.’’ Nietzche Ağladığında kitabında Yalom bu şekilde ifade etmiş ölümün aslında dehşet verici olmasının nedenini.