psychology etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psychology etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Nedir?



Ölüm, fiziksel yaralanma ya da cinsel saldırı veya cinsel istismar olaylarını doğrudan deneyimleme veya bu olayları yaşama tehdidi altında kalma ya da tanık olma bir yakınının başına geldiğini öğrenme psikiyatrik sınıflandırma sisteminde travmatik deneyim olarak tanımlanır.

Travmatik deneyimlere savaş deneyimleri, fiziksel şiddet, cinsel şiddet, kaçırılma, işkence, terör saldırısı, trafik kazası ve doğal afetler örnek verilebilir.

Travmatik deneyim yaşamış bireylerde en sık rastlanılan psikolojik sorun Travmatik stres bozukluğu olarak belirlenmiştir.

TSSB belirtileri:

-Travmatik olayın anılarının tekrarlayıcı ve istemsizce hatırlanması

-Travmatik deneyimin hatırlatıcılarından uzak durma, kaçınma

-Duygu ve düşüncelerde olumsuz değişim, kişinin kedisine ve çevresine ilgisiz kalması

-Yabancılaşma

-Artmış uyarılma hali

-Uyku bozuklukları

-Öfke kontrol problemleri, çabuk sinirlenme

Travma, katlanılmaz ve dayanılmazdır

Travma yaşamış bireyler bir taraftan geçmişin dehşet verici anıları ve açığa çıkan zayıflık duyguları ile baş etmeye çalışırken işlevselliklerini korumak için büyük enerjiye ihtiyaç duyarlar.

Travma yaşamış bireyler yokmuş gibi davranarak normal bir hayat yaşamaya çalışabilirler ancak bazen kabuslar bazen anlık geçmişe dönüşlerle hayatın normal akışından kopuşlar yaşarlar.

Travma, beden ve zihin üzerinde köklü değişiklere sebep olur.

 Algılarımız değişir, dünyaya bakış açımız farklılaşır. Dünya daha güvenilmez tehlikeli bir yer olarak algılanır.

İdeal olarak, stres hormonu tehlikelere karşı bizi korumak için şimşek hızıyla tepki vererek tehlike geçtiğinde yeniden dengeye ulaşır.

Ancak travma hastalarında bu stres hormonu sistemi dengeyi yeniden sağlamada başarısız olur ve savaş/kaç/don sinyallerini tehlike geçtikten sonra da devam eder.

Bu durum aşırı tepkiselliğe veya disosiyasyon tepkileri geliştirmelerine sebep olur.

Bu tepkiler günlük yaşamı olumsuz etkileyen şimdiki zamanda kalmalarını engelleyen geçmişe takılı kalmış tepkiler vermelerine yol açar.

Travmada olan kişiler sanki travma hala devam ediyormuş gibi yaşamlarını sürdürmeye devam eder, her yeni karşılaşama ya da olay geçmiş yüzünden bozulur. BU sebeple travma yaşayan pek çok insan kronik bir şekilde çevresiyle uyumsuzdur.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

Travma yaşayan insanlar, üzerinde yıllar geçse de başlarına gelenleri diğerlerine anlatmakta zorluk çekerler. Bedenleri; korkuyu, öfkeyi ve çaresizliği yeniden yaşarken, savaşma yada kaçma dürtüleri yeniden canlanır ancak bu duygularını dile getirmeleri neredeyse imkansızdır.

Bu belirtilerin hepsinin aynı anda bulunması gerekmez; bazı kişiler kaygı ve korkunun eşlik ettiği travmatik olayı yeniden deneyimleme belirtileri ile kaçınma davranışı sergilerken, bazı kişiler olumsuz düşüncelerle gelen çökkünlük, keyifsizlik daha belirgindir.

Travma deneyimi olan bireylerde travmadan çok uzun bir süre sonra bile en küçük bir tehlike karşısında bozulmuş beyin devrelerini harekete geçirebilir yoğun miktarda stres hormonu salgılanmasına neden olur.

Travmatik deneyim yaşayan bireylerin bir kısmı aşırı uyarılmışlık belirtileri gösterirken, bir kısmı disosiyasyon(hissizleşme) belirtileri gösterir.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

Bir Başkadır

 


Herkes görülmeye, duyulmaya ihtiyaç duyar mı?

Görülmemek duyulmamak anlaşılmamak da bir ihtiyaç mıdır?

Hiç birinin sizi anlamasından korktuğunuz oldu mu? Gizlenme ihtiyacı duydunuz mu hiç?

Anlaşılma ihtiyacı herkes tarafından kabul edilen doğal bir ihtiyaçken, anlaşılmamaya kişi neden ihtiyaç duyar?

Kişiler benliklerini tehlikeye sokan durumlardan kaçınma eğilimindedirler. Anlaşılmak, duyulmak, görülmek kişi tarafından bir tehdit olarak algılandığında benliğini korumak isteyen kişi anlaşılmamak ister.

-‘’24 geçiyor mu burdan?’’ Meryem’in anlaşılmama savunması mekanizması olarak çıkar adeta karşımıza.

Anlaşılmak onun için korkutucu bir deneyim olarak kodlanmıştır, gündeliğe gittiği kişiye duyduğu duygusal yakınlığın bilinmesi, duyulması, anlaşılması onun için tehdit olarak görülmektedir. Sadece Sinan'a olan duyguları değil Meryem diğer tüm duygularını yok saymayı öğrenmişti.

Peki neden veya nasıl? 

Aslında bu durumu anlamak için hikayeyi en başa sarmalı...

Erken dönem deneyimleri bireyleri hayatları boyunca takip eden kodlara dönüşebilir. Bebeğin ihtiyaçları bakım veren tarafından karşılanırsa bebek ihtiyacını ifade ettiğinde bunun çözüleceği karşılanacağı ile ilgili bir algı oluşturur. Anne veya babası iyidir, insanlar iyi ve güvenilirdir. İlerde de bu inanç devam ettirilir bir sorun olduğunda bir ihtiyacı olduğunda bunun diğerleri tarafından anlaşılıp karşılanacağı, problemin çözüleceği inancını ile kişi kendini ifade eder.

Fakat eğer bu ihtiyaçlar bakım veren tarafından karşılanmazsa çocuğun problemi çözülmezse çocuk sorunu daha üst bir seviyeye taşır ancak yine karşılanmaz görmezden gelinirse çocuk problemi yok saymayı öğrenir. Çocuk yakınlık istediğinde bu ihtiyaç karşılanmıyorsa çocuk yalnızlığı arzulamayı, diğerlerine ihtiyaç duymamayı tercih eder ve öğrenir. Birine ihtiyaç duymak, yakınlık istemek kişide huzursuzluk yaratır, çünkü ihtiyacının karşılanmayacağına inanır.

Gülseren Budayıcıoğlu ‘’kader motifi’’ olarak ifade ettiği kavramda bireylerin çocuklukta öğrendiği bu örüntüleri tıpkı bir yazılım gibi ileriki yaşlarına nasıl uyguladığını açıklar. Bakım veren tarafından yakınlık ihtiyacı karşılanmayan reddedilen çocuk ilerde de yine reddedileceği suistimal edileceği, değersizleştirileceği ilişkiler yaşama eğilimindedir. Tanıdık olanı alır ve kabul eder. Bildiği yoldan gider kişi, sevilmemeyi, değer verilmemeyi öğrenmiştir yalnızca onu biliyordur çünkü.

Gel gelelim bizim Meryem’e…

Meryem’in bayılmaları bastırdığı duyguların, yok saydığı duyguların bedeninde yarattığı gerginliğin dışa vurumu olarak kendini göstermişti. Bu sebeple psikoloğa gitmeye başlamasıyla bayılmaları azalmış Meryem duygularını terapi ortamında açığa vurma olanı bulmuştur. Meryem’in kimseye kendine bile ifade edemediği duygusunun terapist tarafından anlaşılmış olması onda terapötik bir etki yaratmıştır. 

 

Otizm Spektrum Bozukluğu


  • Sosyal davranışlarda belirgin problemler, iletişim ve etkileşimde güçlük
  • Alışılmadık biçimde sınırlı ve tekrarlayıcı davranış sergileme
  • Bebeklikte kolay bebekler olarak görülebilirler, ilgi istemezler ve ilgisizlikten rahatsız olmazlar
  • Bebeklikten sonra insanlara karşı bağlanma gerçekleştirmezler, ancak buzdolabı, çamaşır makinesi gibi mekanik nesnelere bağlanabilirler
  • Çocukluk döneminde diğer insanlarla etkileşim başlatmazlar, duygularını paylaşmazlar ve diğerleriyle empatik bir ilişki kurmazlar
  • Dönen nesnelere ilgi duymak gibi spesifik kalıplaşmış ilgi alanları olabilir
  • Vücudunu durmadan sallandırma gibi ritmik hareketler hoşlarına gider. Bu davranışlar onları sakinleştirme amacına hizmet ediyor olabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların çoğu iletişimde problemler yaşar









Narsisizm nedir?









Narsisistik kişilerde görülen büyüklenmeci davranışlar kendi içlerindeki doldurulamayan boşluk hissinden kurtulmak içindir.

Erken dönem bebeklik çağında deneyimlenen travmatik yaşantılar ileriki dönemlerde psikozlara neden olur. Bebeklik döneminde her çocuk primer narsisizme sahiptir. Çocuğu primer narsisizmde kalabilmesi için varlığının onaylanması gerekir. Ebeveyn çocukla senkronize olmalı, çocuğun kendilik gelişimini desteklemesi gerekir.

Narsisizmin özellikleri
-Büyüklenmecilik- sürekli ön planda olma isteği, kendini gösterme farkedilme çabaları
-Kendine aşırı bağlılık ve diğerlerine ilgisizlik
-Takdir ve onay ihtiyacı ile diğerleriyle aşırı meşguliyet
-Empati yoksunluğu

İçindeki yoğun değersizlik hissiyle baş etmek için büyüklenmeci davranışlar sergilerler.
Yoğun ve yıkıcı bir haset duygusu yaşayabilirler
Kendilerini özel hisseden bu kişiler genellikle yaptıkları işte başarılı olurlar ve diğerlerine göre daha üstün oldukları inancına sahiptirler
kusursuz ve mükemmel olma isteği duyarlar.
Fantezi kurma eğilimleri vardır, kendilerini kahramanlık yaparken veya çok zengin olduklarını hayal ederler
insanların hayranlığını kazanmak için veya idealize ettikleri kişilerin onayını aldıkları taktirde kendilerini sevilebilir, güvende ve mutlu hissederler. 
Kendilerini değerli hissetmek için karşısındakini değersiz hissettirebilirler. 
İlişkilerinde hakim olma dominant olma istekleri vardır ve çoğunlukla yoğun bir işgal göze çarpar.
Gizli övünme görülür ne yaptım ki? ne önemi var ki gibi ifadeler kullanabilirler.

Kohlberg ‘in ahlaki gelişim teorisi ile ikilem yorumlama

                            Tramvay Problemleri ve Etik İkilem Soruları: Siz Olsanız Ne Yapardınız? -  Evrim Ağacı   

 

Ahlak gelişimi, bu güne kadar çocukları iyi insanlar olarak yetiştirmeyi düşünen herkesin ilgi alanı olmuştur ve bu konuda yapılan çalışmalarla ahlak gelişiminin nasıl ve ne zaman geliştiği belirlenmeye çalışılmıştır. Ahlak gelişimi ile ilgili Lawrence Kohlberg çocuklara, her biri belirli ahlaki konuları ele alan ikilemler sunarak bir kuram geliştirmiştir. Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramı, her biri iki alt evreden oluşan üç düzeyden oluşur. Birinci düzeyin ilk evresi itaat ve ceza da önemli olan otoriteye itaat etme ve cezadan kaçınma iken ikinci evre olan araçsal ilişkiler de önemli olan karşılıklı çıkar ilişkisidir. İkinci düzey geleneksel düzeydir. İlk evre kişiler arası uyum de ise başkalarının onayını almak ve ‘’iyi bir çocuk olmak’’ ön plandadır. Geleneksel düzeyin ikinci evresinde ise kanun ve toplumsal düzeni korumak önemlidir. Üçüncü ve son düzey olan gelenek sonrası düzeyde ise dışsal otoriteler önemini yitirirken kişi kendi içsel isteklerini ve ilkelerini otorite olarak kabul eder.  Gelenek ötesi düzeyin ilk evresini Kohlberg,  toplumsal sözleşme evresi olarak adlandırmıştır. Bu evrede kurallar ilkeler hala önemlidir toplumsal düzenin devamı için ancak bu kurallar bazen demokratik olarak değiştirilebilir. İkinci evre ise evrensel etik ilkeler yönelimi olarak adlandırılır ve kişi kendi ahlak ilkelerini kendisi oluşturur.

‘’Sen özel bir okulda okuyorsun ve aynı sınıfta burslu okuyan bir arkadaşın var. Kendisi çok çalışkan bir öğrenci. Bir andan okuyor bir yandan da çalışıyor. Hatta birlikte bilim olimpiyatlarında derece aldınız. Bu hafta son sınavlarınız olacak ve arkadaşın ailevi durumlar nedeniyle sınava çalışamadı. Eğer bu sınavdan düşük not alırsa bursu kesilecek ve bu okulda okuyup iyi bir eğitim alamayacak. Arkadaşın sınavda tam da senin ön sıranda oturuyor. Ona kopya vererek yardım edebilirsin ama kopya vermen bir suç. Bu durumda ne yaparsın? Neden ?’’

Verilen bu ikilemi Kohlberg’in ahlaki evrelerine göre değerlendirecek olursak; öncelikle kopya vermek kurallara göre suç olarak değerlendirilmektedir yani ilk evrede olan bir birey için cezadan kaçınmak ve otoriteye itaat için kolaylıkla bir sebep olarak gösterilip kopya vermeme konusunda karar alınabilir. Yine aynı şekilde ikinci düzeyde kurallara uyarak iyi bir çocuk olmak için kopya verilmeyebilir ve ya  ‘’ herkes kopya çekerse sonuç ne olur ‘’ gibi düşüncelerle kopya vermenin uygun olmadığına karar verilebilir.

Ancak söz konusu durumu tüm yönleriyle ele aldığımızda içinde bulunulan durum yalnızca kurallara uymak ya da uymamak ile ilgili değildir. Bu durumda arkadaşımızın aslında iyi bir öğrenci olduğunu ailevi durumlar söz konusu olmasa da durumun farklı olacağını, kopya vermediğimizde okuldan atılacağı ve iyi bir eğitim alma hakkının elinden alınacağı ayrıca bu kişinin bizim yakın arkadaşımız olduğu durumlarının hepsini bir arada düşünerek bu konuda arkadaşımıza yardım etmek için kopya verebiliriz. Kohlberg’in beşinci toplumsal sözleşme evresinde olduğu gibi kurallar bazı durumlarda değiştirilebilir ve ya görmezden gelinebilir.

 

Kaynakça

Boyd D., Bee H., (2009), Çocuk gelişim psikolojisi, Kaknüs yayınları

Korsakoff sendromu

Wernicke - Korsakoff Sendromu (WKS) Nedir? | bilgimerkeziweb | Sağlık  

Wernicke-Korsakof sendromu öğrenme ve hafıza gibi bilişsel fonksiyonları olumsuz etkileyen semptomların görüldüğü, ileri safhalarında kronik amneziye sebep olabilen bir tür hastalıktır. Hastalık iki evrede ele alınır; Wernicke ensefalopatisi ve Korsakoff psikozu. İlk aşamada olan wernicke ensefapatisinde görülen belirtiler göz hareketlerinde bozukluk, çift görme veya göz koordinasyon bozukluğu, kas koordinasyon bozukluğu ve kafa karışıklığıdır. Hastalık ilerlediğinde ve korsakoff psikozuna dönüştüğünde; hastada bellek kayıpları ve bilinçsizce uydurma, konfabülasyon görülür. Korsakoff sendromunun sebebi olarak uzun süreli alkol kullanımına bağlı tiamin eksikliği olarak tanımlansa da uzun süre aç kalmanın da sebep olduğu düşünülmektedir. Hastalığın seyrine bakıldığında en dikkat çekici belirtisi hafıza kaybının başladığı dönemlerde görülen bellek boşluklarını doldurmaya yönelik öyküler uydurması, konfabülasyonlar iken hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan, geriye döndürülemez amnezi ise hastalığın ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Konfabülasyon, çeşitli sebeplerle bellekte ortaya çıkan boşlukları doldurmak amacıyla hastanın gerçekdışı hikayeler uydurmasıdır. İlk olarak korsakoff tarafından alkol bağımlısı bireyler üzerinde gözlemlenen gerçekdışı hikayeler uydurma durumu, bellek boşluklarını doldurmaya yönelik savunma mekanizmasıdır. Hasta genellikle bellek boşluğunun meydana getirdiği stres durumu ile baş etmek için anlık hikayeler uydurur (Gündoğan. D. 2007). Oliver saks’ın kitabındaki ‘’kimlik meselesi bölümündeki ağır korsakoff tanısı konulan hasta doktorun kim olduğu ile ilgili defalarca tahminde bulunmuş hepsinde yanılmıştı. Hiçbir şeyi aklında tutamayan hasta önünde bulunan amnezi boşluklarını doldurmak için durmadan uydurmaca hikayeler ortaya atıyordu, şu an nerede olduğu ve karşısındakinin kim olduğu hakkında en ufak bir fikre dahi sahip olmayan hasta geçmişten kalan anılarıyla tutarlı uydurma hikayeler anlatıyordu. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi konfabülasyon korsakoff sendromunun bir belirtisi olarak hastanın amnezinin sebep olduğu bilgi boşluğu ile baş etme şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geriye dönük amnezi hastalık veya cerrahi işlem öncesi öğrenilen bilgilerin veya anıların unutulmasıdır. Korsakoff sendromunda ileri bir safhaya geldiğinde meydana gelen geriye doğru amnezi geriye döndürülemez hale gelir. Kişi hayatının bir kısmına ait anılarını geri dönüşümü olamayacak şekilde unutur bu durum kişi ve ailesi için umutsuz bir durumdur. Oliver saks’ın kitabında yer alan Kayıp denizci adlı hikayesindeki alkolün sebep olduğu mamiller cisim dejenerasyonundan kaynaklanan korsakoff sendromu olan hastada olduğu gibi bireylerin yakın zamana ait anıları zarara görebilir ve yeni hiçbir şey öğrenemez hale gelebilir, bu durumda kişi geçmişte bir yerde sıkışıp kalır. Bu vaka incelemesinde yer alan , 49 yaşındaki hasta 19 yaşındaki anılarında sıkışıp kalmış ondan sonrası ile ilgili hiçbir anısı kaydolmamıştı. Korsakoff sendromu sonucunda gelişen kronik amnezi de hastalar genellikle geçmişe dair anıları kolayca hatırlayabilirken, sonrasında yaşadığı ya da ona söylenenleri saniyeler içinde unutur hale gelirler. Bu amneziler genellikle organik kökenli, kalıcı ve düzeltilemez durumdadır.

Wernicke korsakoff sendromu, alkol bağımlılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan kalıcı amnezi sebep olabilen bir çeşit nörolojik hastalıktır. Alkolün beyin yapısı üzerinde kalıcı yapısal zarar vermesiyle meydana gelen hastalığın ilk aşamasında kafa karışıklığı ve oküler bozukluklar görülürken ilerleyen safhalarında konfabülasyon ve kalıcı amnezi önemli semptomlarıdır. Konfabülasyonlar hastanın kaybolan bellek boşluklarını doldurma çabasıdır. Hastalığın ileri safhasında ise hasta geriye döndürülemez bir amnezi ile hayatına devam etmek zorunda kalır. Korsakoff sendromunda belli bir aşamadan sonra tedavi mümkün değildir.

Analysis of Kevin’s psychopathology ‘’We need to talk about Kevin’’

 



Analysis of Kevin’s psychopathology

Kevin a troubled boy who murdered his father, sister and some of his school friends without any regrets. Kevin can describe as a psychopath who have no empathy to others. He never cares about someone else’s feelings. He is aware of other’s emotion and feelings, but he doesn’t care about them. Kevin have features of antisocial personality disorder such as aggression to people and animal (damaging his sister and sister’s mouse), fail to conform to social rules, impulsivity without consideration for consequences and little regret the consequences of acts( he didn’t show any regret when he caused injured his sister’s eye), frequently deceitful and manipulative in order gain to personal profit or pleasure ( he always exhibited manipulative behaviour to his mother even he is a little child/ when his arm broken by mother he used it), and lack of empathy. When we look at etiology of antisocial personality disorder, gene- environment interaction is influential. Many environmental factors have been implicated in the development of antisocial personality disorder such as low family income, poor supervision by parent, conflict between parent, neglect, harsh discipline from parents and abuse. Also, psychopathy is more common in males than females.

When we consider about Kevin’s’ situation, most probably Kevin would have susceptibility to develop psychopathology and environmental conditions interacted with it. Kevin’s mother did not want to have a child, and she never have pleased about having a child. That’s why she couldn’t develop a warm relationship with his son. Explanation of Kevin’s psychopathology with biological vulnerability to antisocial behaviour and his mothers’ caring style, fitting to interactional model of psychopathology. But transactional model of psychopathology is also explained development of pathology of Kevin. As transactional model assumption, individual and environment have reciprocal interaction. When Kevin was a baby he cried continuously, causing his mother’s frustration. As a child he resisted learning to go to the bathroom, rejected his mothers’ love and seemed to have no interest in anything. This situation causes mothers’ unwillingness to care and love him.

The developmental psychopathology perspective explains pathway of development open to change. New situations or new reactions can bring different direction. This probabilistic nature of development is identifying in principles of equifinality and multifinality. Respect to probabilistic nature of developmental psychopathology perspective, can Kevins’ genetic vulnerability recovers with healthy environmental factors? Maybe, if he could have a warm relationship with mother and secure attachment with her, he could develop a little empathy to other. Also, the idea of his father getting him a hobby can be a good step to establish relationship his father and get rid of his aggression  but the archery which the hobby that his father directed him, is a hobby that can easily use to harm others. Actually, the archery isn’t a play that cause violence, but his condition Kevin is irritable and aggressive boy and is inclined to violence that why archery wasn’t a good choice. If Kevin grow up different parents who are more attentive, maybe severity of pathology could lesser or he could not be developed pathology.

Risk factors of developmental psychopathology are both genetic and environmental. Kevin’s mother did not want to have a baby, she may have had a stressful pregnancy. Hence maybe, the maternal stress may have negatively affected the baby's brain development, making him susceptible to pathology. Also, he couldn’t develop secure attachment with his mother. It was also risk factor. Development of antisocial personality in Kevin, both genetic vulnerability and environmental risk factors seems to responsible.