psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Nedir?



Ölüm, fiziksel yaralanma ya da cinsel saldırı veya cinsel istismar olaylarını doğrudan deneyimleme veya bu olayları yaşama tehdidi altında kalma ya da tanık olma bir yakınının başına geldiğini öğrenme psikiyatrik sınıflandırma sisteminde travmatik deneyim olarak tanımlanır.

Travmatik deneyimlere savaş deneyimleri, fiziksel şiddet, cinsel şiddet, kaçırılma, işkence, terör saldırısı, trafik kazası ve doğal afetler örnek verilebilir.

Travmatik deneyim yaşamış bireylerde en sık rastlanılan psikolojik sorun Travmatik stres bozukluğu olarak belirlenmiştir.

TSSB belirtileri:

-Travmatik olayın anılarının tekrarlayıcı ve istemsizce hatırlanması

-Travmatik deneyimin hatırlatıcılarından uzak durma, kaçınma

-Duygu ve düşüncelerde olumsuz değişim, kişinin kedisine ve çevresine ilgisiz kalması

-Yabancılaşma

-Artmış uyarılma hali

-Uyku bozuklukları

-Öfke kontrol problemleri, çabuk sinirlenme

Travma, katlanılmaz ve dayanılmazdır

Travma yaşamış bireyler bir taraftan geçmişin dehşet verici anıları ve açığa çıkan zayıflık duyguları ile baş etmeye çalışırken işlevselliklerini korumak için büyük enerjiye ihtiyaç duyarlar.

Travma yaşamış bireyler yokmuş gibi davranarak normal bir hayat yaşamaya çalışabilirler ancak bazen kabuslar bazen anlık geçmişe dönüşlerle hayatın normal akışından kopuşlar yaşarlar.

Travma, beden ve zihin üzerinde köklü değişiklere sebep olur.

 Algılarımız değişir, dünyaya bakış açımız farklılaşır. Dünya daha güvenilmez tehlikeli bir yer olarak algılanır.

İdeal olarak, stres hormonu tehlikelere karşı bizi korumak için şimşek hızıyla tepki vererek tehlike geçtiğinde yeniden dengeye ulaşır.

Ancak travma hastalarında bu stres hormonu sistemi dengeyi yeniden sağlamada başarısız olur ve savaş/kaç/don sinyallerini tehlike geçtikten sonra da devam eder.

Bu durum aşırı tepkiselliğe veya disosiyasyon tepkileri geliştirmelerine sebep olur.

Bu tepkiler günlük yaşamı olumsuz etkileyen şimdiki zamanda kalmalarını engelleyen geçmişe takılı kalmış tepkiler vermelerine yol açar.

Travmada olan kişiler sanki travma hala devam ediyormuş gibi yaşamlarını sürdürmeye devam eder, her yeni karşılaşama ya da olay geçmiş yüzünden bozulur. BU sebeple travma yaşayan pek çok insan kronik bir şekilde çevresiyle uyumsuzdur.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

Travma yaşayan insanlar, üzerinde yıllar geçse de başlarına gelenleri diğerlerine anlatmakta zorluk çekerler. Bedenleri; korkuyu, öfkeyi ve çaresizliği yeniden yaşarken, savaşma yada kaçma dürtüleri yeniden canlanır ancak bu duygularını dile getirmeleri neredeyse imkansızdır.

Bu belirtilerin hepsinin aynı anda bulunması gerekmez; bazı kişiler kaygı ve korkunun eşlik ettiği travmatik olayı yeniden deneyimleme belirtileri ile kaçınma davranışı sergilerken, bazı kişiler olumsuz düşüncelerle gelen çökkünlük, keyifsizlik daha belirgindir.

Travma deneyimi olan bireylerde travmadan çok uzun bir süre sonra bile en küçük bir tehlike karşısında bozulmuş beyin devrelerini harekete geçirebilir yoğun miktarda stres hormonu salgılanmasına neden olur.

Travmatik deneyim yaşayan bireylerin bir kısmı aşırı uyarılmışlık belirtileri gösterirken, bir kısmı disosiyasyon(hissizleşme) belirtileri gösterir.

Tssb geliştirmiş kişiler yaşadığı travmatik deneyimin görüntülerini istemedikleri halde tekrarlayıcı bir şekilde hatırlar. Hatırladığında verdiği tepkiler ilk günkü ile aynıdır aynı korkuyu veya sıkıntıyı yeniden yaşıyormuş gibi tepki verir. Travmatik olayı hatırlatan deneyimler karşısında savaş/kaç/don tepkileri sergiler, bu durum kişinin çevresiyle uyumunu olumsuz etkiler. Örneğin, cinsel saldırıya uğraşmış bir kadın sevgilisi veya eşiyle cinsel bir yakınlaşma yaşamada güçlük yaşayabilir, cinsel saldırıya uğradığındaki tepkileri ile karşılık vererek korkup kaçma davranışı gösterebilir veya disosiyasyon sergileyip hissizleşerek bulunduğu yer ve kişi ile olan bağlantısını kopararak donuk bir tepki verir.

sağlık psikolojisi nedir?


Sağlık psikolojisi hastalıkların hem nedenleri hem de tedavisinde zihnin rolü olduğunu vurgulayan beden-zihin ayrımını reddederek sağlıklı olmaktan hastalığa ve hastalığın tedavisine kadar tüm süreçlerin yalnızca fiziksel modellerle değil bireyi bir bütün olarak kabul eden bir yaklaşım önermektedir.

Sağlık psikolojisinin amaçları:

-Hastalığın kökenini araştırırken davranışların rolünün değerlendirilmesi

Koroner kalp rahatsızlıkları, sigara kullanımı veya sağlıksız beslenme davranışları ile ilgilidir. Bu davranışların nedenlerinin araştırılması ve davranış değişikliklerinin sağlanması psikoloji disiplininin çalışmaları ile sağlanabilir.

-Psikolojik ve fizyolojik süreçlerin etkileşiminin değerlendirilmesi

Stres fizyolojik değişikliklere yol açar, bağışıklık sistemini zayıflatır hastalığı tetikleyebilir veya artırabilir. 

-Hastalık yaşantısında psikolojinin rolünü anlamak

Hastalığın psikolojik sonuçlarını anlamak, hastaların olası depresyon ve kaygı gibi olumsuz duygulanımlarının düzenlenmesinde ve hastaların hastalığı kabulünün sağlanmasında etkilidir.

-Hastalığın tedavisinde psikolojinin rolünün değerlendirilmesi

Psikolojik faktörler hastalığın tedavisinde önemlidir. Hastaların streslerini azaltmada tedaviye olan uyumlarının sağlanmasında etkilidir.

-Sağlıklı davranışları teşvik etmek  ve hastalığı önlemek

sağlık davranışlarının kazandırılmasında ve sürdürülmesinde psikolojik müdahaleler uygulanabilir.


Bir Başkadır

 


Herkes görülmeye, duyulmaya ihtiyaç duyar mı?

Görülmemek duyulmamak anlaşılmamak da bir ihtiyaç mıdır?

Hiç birinin sizi anlamasından korktuğunuz oldu mu? Gizlenme ihtiyacı duydunuz mu hiç?

Anlaşılma ihtiyacı herkes tarafından kabul edilen doğal bir ihtiyaçken, anlaşılmamaya kişi neden ihtiyaç duyar?

Kişiler benliklerini tehlikeye sokan durumlardan kaçınma eğilimindedirler. Anlaşılmak, duyulmak, görülmek kişi tarafından bir tehdit olarak algılandığında benliğini korumak isteyen kişi anlaşılmamak ister.

-‘’24 geçiyor mu burdan?’’ Meryem’in anlaşılmama savunması mekanizması olarak çıkar adeta karşımıza.

Anlaşılmak onun için korkutucu bir deneyim olarak kodlanmıştır, gündeliğe gittiği kişiye duyduğu duygusal yakınlığın bilinmesi, duyulması, anlaşılması onun için tehdit olarak görülmektedir. Sadece Sinan'a olan duyguları değil Meryem diğer tüm duygularını yok saymayı öğrenmişti.

Peki neden veya nasıl? 

Aslında bu durumu anlamak için hikayeyi en başa sarmalı...

Erken dönem deneyimleri bireyleri hayatları boyunca takip eden kodlara dönüşebilir. Bebeğin ihtiyaçları bakım veren tarafından karşılanırsa bebek ihtiyacını ifade ettiğinde bunun çözüleceği karşılanacağı ile ilgili bir algı oluşturur. Anne veya babası iyidir, insanlar iyi ve güvenilirdir. İlerde de bu inanç devam ettirilir bir sorun olduğunda bir ihtiyacı olduğunda bunun diğerleri tarafından anlaşılıp karşılanacağı, problemin çözüleceği inancını ile kişi kendini ifade eder.

Fakat eğer bu ihtiyaçlar bakım veren tarafından karşılanmazsa çocuğun problemi çözülmezse çocuk sorunu daha üst bir seviyeye taşır ancak yine karşılanmaz görmezden gelinirse çocuk problemi yok saymayı öğrenir. Çocuk yakınlık istediğinde bu ihtiyaç karşılanmıyorsa çocuk yalnızlığı arzulamayı, diğerlerine ihtiyaç duymamayı tercih eder ve öğrenir. Birine ihtiyaç duymak, yakınlık istemek kişide huzursuzluk yaratır, çünkü ihtiyacının karşılanmayacağına inanır.

Gülseren Budayıcıoğlu ‘’kader motifi’’ olarak ifade ettiği kavramda bireylerin çocuklukta öğrendiği bu örüntüleri tıpkı bir yazılım gibi ileriki yaşlarına nasıl uyguladığını açıklar. Bakım veren tarafından yakınlık ihtiyacı karşılanmayan reddedilen çocuk ilerde de yine reddedileceği suistimal edileceği, değersizleştirileceği ilişkiler yaşama eğilimindedir. Tanıdık olanı alır ve kabul eder. Bildiği yoldan gider kişi, sevilmemeyi, değer verilmemeyi öğrenmiştir yalnızca onu biliyordur çünkü.

Gel gelelim bizim Meryem’e…

Meryem’in bayılmaları bastırdığı duyguların, yok saydığı duyguların bedeninde yarattığı gerginliğin dışa vurumu olarak kendini göstermişti. Bu sebeple psikoloğa gitmeye başlamasıyla bayılmaları azalmış Meryem duygularını terapi ortamında açığa vurma olanı bulmuştur. Meryem’in kimseye kendine bile ifade edemediği duygusunun terapist tarafından anlaşılmış olması onda terapötik bir etki yaratmıştır. 

 

Nemfomani nedir?



  • Nemfomani, kadınlarda görülen hiperseksüel davranış bozukluğudur.
  • nemfomani bozukluğu olan kadınlar parafilik yani sapkın bir şekilde olmasa da sürekli cinsel birliktelik yaşama ya da konsülsif mastürbasyon davranışı sergileyebilirler.
  • Nemfomani de amaç seks değil sahip olmaktır. Bu kişiler çoğunlukla cinsel ilişkiden haz almaz çok sık orgazm olmazlar, eğer orgazm olursa da sürekli aynı duygu arayışına başlar.
  • sürekli farklı kişilerle birlikte olurlar ancak seçici değildirler, rastgele birlikte olurlar
  • koruyan kollayan bir baba figürü arayışı vardır temelde 
  • sürekli seks düşünceleri vardır zamanın büyük bir çoğunu seks partneri arayarak geçirebilirler
Nemfomaninin nedenleri: biyolojik ve psikolojik süreçler nemfomanide etkilidir. 
  • beyinde yer alan dopaminerjik alanda işlevsel bozukluk
  • seratonin,dopamin gibi hormonların düzeylerindeki düzensizlik
  • genital bölgedeki aşırı uyarılma
  • çocukluk travmalarıyla baş etme
  • suçluluk ve depresyon gibi problemlerle baş etme
  • özgüven inşa etmeye çalışma
  • boşluk hissini hafifletmek için cinsel uyarılmayı kullanm
kişiler cinsel birliktelikten sonra pişmanlık, suçluluk gibi duygular yaşayabilirler ancak yine bu duygularla baş etmek için cinsel ilişkiye girerek bir döngü içine girerler. Sürekli kontrolsüz seks davranışı evlilik dışı ilişkilere neden olurken ailevi problemlerin yaşanmasına neden olur. Bu kişiler suçluluk, pişmanlık gibi duygular yaşar ve özsaygı kaybı yaşayabilirler.


Bizi öfkelendiren aslında kim?

Sizi kim kızdırıyor?

Diğerlerinin aptalca düşüncesiz davranışları mı?



Dışardan gelen olayların sizi sinirlendirdiğini düşünmek kolaydır. Karşımızdakine '' beni kızdırıyorsun?'' diyorsanız eğer kendinizi kandırıyorsunuz. Öfke de diğer duygularımız gibi bizim bilişlerimiz yani algılamalarımızla ilgilidir. Duygularımız olaya verdiğimiz anlam sonucunda ortaya çıkar yani onları biz yaratırız. Çoğunlukla bizi sinirlendiren olaylar değil olaylar hakkındaki bilişsel çarpıtmalarımızdır.
Öfkelenmemize neden olan bilişsel çarpıtmalardan biri  '' etiketleme'' dir. Sizi sinirlendiren kişiyi ''aptal'' ''tembel'' '' beceriksiz'' ''görgüsüz'' gibi ifadelerle etiketlerseniz onu artık olumsuz algılamaya başlarsınız. Bu kişiyi bir şekilde değersizleştirip sürekli olumsuz yanlarına odaklanır doğru bir şekilde değerlendiremezsiniz olayları. Etiketlediğiniz insanı suçlar ve intikam alma isteği duyarsınız bu durum aradaki çatışmayı şiddetlendirir çözüme götürmez sizi. Bu olumsuz etiketleme kendini doğrulayan kehanete dönüşür ve karşımızdaki kişi bizim beklediğimiz gibi kötü davranır.
Bizi öfkelendiren diğer bir çarpıtma ise ''zihin okuma'' dır. Diğer kişinin neyi neden yaptığı ile ilgili kurduğumuz hipotezler bizi sinirlendirir. Ancak bunlar gerçek dışıdır ve onun gerçek düşüncelerini ve algılarını yansıtmaz. Örneğin bir arkadaşımız mesajımıza cevap vermediğinde '' Beni sevmiyor'' diye düşünerek kendimizi değersiz hissederek öfkelenebiliriz. Ancak doğru bir açıklama değildir bu arkadaşımız bizi sevmediği için değil de meşgul olduğundan cevap vermemiştir. Diğer olasılıkla bizi sevmiyor olsa bile bu bizi değersiz yapmaz. Böyle bir durumda bizi sinirlendiren diğerinin bizi sevmemesi değil de kendimizi değersiz hissetmenin verdiği rahatsızlıktır.
Öfkelenmemize sebep olan diğer bir bilişsel çarpıtma da ''-meli, -malı'' ifadelerini uygunsuz kullanmamızdır. Başkalarının bizi rahatsız eden bir davranışı ile karşılaştığımızda '' böyle davranmamalıydı'' diye düşünürüz. Ancak diğerlerinin kendi değer yargılarımıza uygun davranmalarını beklemek pek de haklı bir durum olmasa gerek. İnsanların özgür iradeleri vardır ve senin istediğin şekilde davranması gerekmez.
Size karşı yapılmış bir adaletsizlik ya da haksızlık algısı öfkeyi yaratan temel düşüncedir bir bakıma. Eşiniz sizi aldattığında yada size değer vermediğini hissettiğinizde ''Ben iyi bir eş olmak için çok uğraştım, saçımı süpürge ettim bu evlilik için'' diye düşünür onun haksızlık yaptığını düşünerek sinirlenirsiniz. Eşiniz ''nankör'' ''sadakatsiz'' yada ''kıymet bilmezdir'' onu bu şekilde etiketler, '' Benim onu sevdiğim gibi beni sevmeliydi, bunu yada şunu  yapmalıydı'' gibi ifadelerle yola çıkar daha öfkelenmeye devam eder onu anlamaya çalışmazsınız. Öfkenizi yaratan sizin düşünceleriniz ve bakış açınızdır olayı sadece kendi açınızdan görüp adaletsizlik veya haksızlık görürsünüz. Ancak evrensel bir adalet yada haklılık yoktur. Örneğin bir ceylanı yiyen aç aslanı ele alalım. Ceylan için bu haksızlık mıdır, evet haksızlıktır yaşamaya hakkı vardır ama aslan bu yaşama hiç ummadık bir anda son vermiştir. Peki aslan haksız mıdır, değildir açlıktan ölmemek için yemek zorundaydı. Aslan da ceylan da kendi açısından haklılar. Aslında haklılık ve adalet algısal bir yorumlama, kendi kendine yaratılan bir kavramdır.


Otizm Spektrum Bozukluğu


  • Sosyal davranışlarda belirgin problemler, iletişim ve etkileşimde güçlük
  • Alışılmadık biçimde sınırlı ve tekrarlayıcı davranış sergileme
  • Bebeklikte kolay bebekler olarak görülebilirler, ilgi istemezler ve ilgisizlikten rahatsız olmazlar
  • Bebeklikten sonra insanlara karşı bağlanma gerçekleştirmezler, ancak buzdolabı, çamaşır makinesi gibi mekanik nesnelere bağlanabilirler
  • Çocukluk döneminde diğer insanlarla etkileşim başlatmazlar, duygularını paylaşmazlar ve diğerleriyle empatik bir ilişki kurmazlar
  • Dönen nesnelere ilgi duymak gibi spesifik kalıplaşmış ilgi alanları olabilir
  • Vücudunu durmadan sallandırma gibi ritmik hareketler hoşlarına gider. Bu davranışlar onları sakinleştirme amacına hizmet ediyor olabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların çoğu iletişimde problemler yaşar









Narsisizm nedir?









Narsisistik kişilerde görülen büyüklenmeci davranışlar kendi içlerindeki doldurulamayan boşluk hissinden kurtulmak içindir.

Erken dönem bebeklik çağında deneyimlenen travmatik yaşantılar ileriki dönemlerde psikozlara neden olur. Bebeklik döneminde her çocuk primer narsisizme sahiptir. Çocuğu primer narsisizmde kalabilmesi için varlığının onaylanması gerekir. Ebeveyn çocukla senkronize olmalı, çocuğun kendilik gelişimini desteklemesi gerekir.

Narsisizmin özellikleri
-Büyüklenmecilik- sürekli ön planda olma isteği, kendini gösterme farkedilme çabaları
-Kendine aşırı bağlılık ve diğerlerine ilgisizlik
-Takdir ve onay ihtiyacı ile diğerleriyle aşırı meşguliyet
-Empati yoksunluğu

İçindeki yoğun değersizlik hissiyle baş etmek için büyüklenmeci davranışlar sergilerler.
Yoğun ve yıkıcı bir haset duygusu yaşayabilirler
Kendilerini özel hisseden bu kişiler genellikle yaptıkları işte başarılı olurlar ve diğerlerine göre daha üstün oldukları inancına sahiptirler
kusursuz ve mükemmel olma isteği duyarlar.
Fantezi kurma eğilimleri vardır, kendilerini kahramanlık yaparken veya çok zengin olduklarını hayal ederler
insanların hayranlığını kazanmak için veya idealize ettikleri kişilerin onayını aldıkları taktirde kendilerini sevilebilir, güvende ve mutlu hissederler. 
Kendilerini değerli hissetmek için karşısındakini değersiz hissettirebilirler. 
İlişkilerinde hakim olma dominant olma istekleri vardır ve çoğunlukla yoğun bir işgal göze çarpar.
Gizli övünme görülür ne yaptım ki? ne önemi var ki gibi ifadeler kullanabilirler.

OKB nedir?

 

Obsesif Kompulsif bozukluk nedir?


Obsesif Kompulsif Bozukluk(OKB) kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olan, istemsiz gelen, uygunsuz olarak deneyimlenen ve istenmeyen katı düşünceler, dürtüler ve imgeler olarak tanımlanan obsesyonlar ve ya bu obsesyonlara tepki olarak kaygı düzeyini azaltmak için uygulanan kişinin belli kurallara göre tekrarladığı, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ritüel davranış ve düşünce örüntülerini temsil eden kompulsiyonların varlığı ile tanımlanır.

OKB’de en sık görülen obsesyon türler: Kirlenme korkusu, Patolojik şühpe, Somatik obsesyonlar, simetri ihtiyacı, agresif obsesyonlar ve cinsel obsesyonlardır.

Obsesyonlar kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olurken, kompulsiyonlar obsesyonların yarattığı rahatsızlığı ve yüksek kaygı düzeyini nötralize etmek için oluşturulurlar. Örneğin kirlenme obsesyonunu sahip kişiler kir, mikrop gibi uyaranlara maruz kalmaktan çekinir, vücut salgıları veya mikroplar tarafından kirlenme korkusu ile sürekli evini temizleme, banyo yapma gibi davranışları ritüelleştirerek kirlenme obsesyonunun sebep olduğu kaygıdan kurtulmaya çalışırlar. Ritüel/yineleyen davranışlar kişiyi yeniden güvende hissettirerek rahatlamasına ve kaygı düzeyinin azaltmayı sağlar. Ancak obsesyon ve kompulsiyonlar kişide belirgin bir sıkıntıya sebep olurken, zamanın boşa harcanmasına sebep olur. Örneğin kirlenme obsesyonu olan bir kişi günlük zamanının büyük bir kısmını temizlik için harcayabilir. Bu durum kişinin işlevselliğini olumsuz etkileyerek günlük işlerine zaman ayıramamasına, mesleki işlevselliğini bozmasına ve kişilerarası ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine sebep olur.

Okb'nin etiyolojisi ile alakalı yapılan çalışmalar özellikle ikizlerle yapılan çalışmalar genetik faktörlerin obsesif kompulsif bozukluğun gelişmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca yapılan beyin araştırmaları da beynin bazı kısımlarındaki fonksiyon farklılıklarının ve serotonin disregulasyonunun okn'nin oluşumunda etkili olduğu anlaşılmıştır.

Psikodinamik kuram ise obsesif belirtilerin açığa çıkmasında bilinçdışı dürtülerin bastırılmasının etkili olduğunu savunmaktadır.

OKB'nin etiyolojisi ile alakalı bilişsel modeller ise suçluluk ve sorumluluk duygularının aşırı hissedilmesinin önemli olduğunu vurgular. Teorilere göre kişiler aniden ortaya çıkan ve istenmeyen düşüncelerini hemen düzeltmediklerinde ortaya çıkacak olumsuz durumdan sorumlu olan kişinin kendileri olacağı yönünde yorumlarlarsa obsesyonlar geliştirir. 

OKB geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişiler erken dönemde geniş anlamda sorumluluk bilinci ve vicdanlılığı öğretilmiş, aşırı düzeyde katı ahlaki eğitim almış/ bazı düşüncelerin zararlı ve kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve eylemlerinin veya düşüncelerinin kendileri yada başkalarını etkileyen bir olayla bağlantılıymış gibi göründüğü önemli bir olay yaşamış kişilerdir. Yasaklı düşüncelerin aniden ve istenmeyen ortaya çıkması ile paniğe kapılan kişi bu düşünceleri baskılamaya geri itmeye çalışır ancak bilişsel olayları kontrol etmek o kadar kolay değildir. baskılanmaya çalışılan düşünce aksine daha da öne çıkar ve bu durum kontrol kaybı ve kaygıyı artırır. Bu durum karşısında kişi kaybedilen kontrolü yeniden ele alma ve kaygıyı azaltmak için kompulsif ritülleri devreye sokar.



 Trt1 de yayınlamaya başlayan '' Masumlar Apartmanı'' dizisinde temizlik konusundaki takıntısı ile dikkatleri üstüne çeken Safiye(Ezgi Mola) karakterinin ''kirlenme obsesyonu'' ve çocukluk çağında katı ve tutucu bir aile ortamında yetişmesi arasında bağlantı kurulabilir. Zaman zaman flaşbekler olarak karşımıza çıkan Safiye'nin annesinin katı ahlakçı tutumu onun bu obsesyon ve kompulsiyonlarının gelişmesinde etkili olmuştur. Annesi tarafından kabul edilmek onay görmek adına oluşturduğu davranışlar zamanla kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlara dönüşmüştür. Bir bakıma Safiye'nin titizlik konusundaki davranışları öğrenilmiştir. Ayrıca Safiye'nin ahlaki konularda katı bir tutumu olduğu görülmektedir. Kardeşlerinden birinin biriyle en küçük bir yakınlaşmasını ahlaki açıdan kirlenme olarak algılayan Safiye kardeşleri üzerinde katı bir disiplin uygulamaktadır. Safiye bu katı davranış kalıplarını annesinden öğrenmiş ve devam ettiriyor görünmektedir.


Anayurt Oteli Psikolojik İnceleme

 

Zebercet’in karanlığa sürükleyen süreç neydi? Ne onu böyle hazin bir sona götürmüştü?

İlk bakışta Zebercet kendi işinde gücünde, kendi halinde bir adamcağız iken o Ankara treniyle gelen kadın onu nasıl böyle etkilemişti?

Yazarın kitapta oluşturduğu Zebercet karakteri , otel işleriyle meşgul olup hayatını bu otel çevresinde  yaşayıp giderken, o Ankara treniyle gecikmeli gelen kadın belki de onun ‘’eksik kalan yanını’’ görmesine, bilinçli olarak olmasa da içten içe onu hayatında yoksun kaldığı duygusal bir ilişki/ karşı cinse  duyulan duygusal ihtiyacın farkına varmasına sebep olmuş olabilirdi pekala.

O kadın gittikten sonra günlerce onun gelmesini beklemiş, odayla ve odadaki eşyalarla, o odadaki kadının olmayan varlığıyla bir duygusal bağ kurmuştu  sanki. Geleceğine dair inancı o kadar güçlüyken kadının gelmemesi onu büsbütün boşluğa düşürmüş ve o ana kadar yaşadığı hayatı tamamen boş vermesine sebep olmuştu. Kadının gelmeyişi onu büsbütün amaçsızlaştırmış, kadını  tanımadan önceki hayat gayesi oteli işletip para kazanmak iken şimdi o amacını tamamen terk etmişti.

Bir başarısız İbrahim: Zebercet - Abdurrahman Aydın


Peki onu ayakçı kadını öldürmesine götüren süreç neydi? Zevk arayışı? Aradığını bulamayış?  Ankara'ya treniyle gecikmeli gelen kadının hayali, onu bekleyiş artık bir boşluğa bırakmıştı yerini.  Kadına karşı duyduğu cinsel isteği şimdi yansıtacak başka kişiler arayışına girmişti sanki. Horoz dövüşü sırasında yanında bulunan gence karşı duyduğu istek de bu arayışın göstergesiydi belki de.  Ortalıkçı kadınla girdiği ilişki ona aradığını vermemiş olacak ki sinirlenmişti ve onu öldürmüştü. Ancak gösterdiği davranış sonrasında kediyi öldürüşü bunun yalnızca bir sinirlilik hali değil de ‘’ bir canlıyı öldürmekten zevk almak’’ gibi görünüyor.  Bir canlının ölümünden zevk duyma dürtüsü belki de horoz dövüşü izlerken farkında olmadan içinde belirmişti.  Sonrasında ortalıkçı kadını öldürmüş ve hiçbir suçluluk belirtisi pişmanlık duymamış dahası nedensiz yere kediyi de canice öldürmüştü. İnsan doğasında vardı belki de bu hayatta kalmak için öldüren homosapiens zamanla bunu zevk için yapan modern insana dönüştü. Zebercet’in öldürmeye karşı olan isteğini daha sonra kestaneci ye  yapmak istediklerinde de görmek mümkün aslında. O horoz dövüşü onun içindeki bir yerlerde yatan caniyi uyandırmıştı sanki. Ancak zebercet’in kendi kişiliğine uymayan bu davranışları, içinde bulunduğu amaçsızlık, boşluk hissi onu kendi ölümüne götürmüştü en nihayetinde.

Kohlberg ‘in ahlaki gelişim teorisi ile ikilem yorumlama

                            Tramvay Problemleri ve Etik İkilem Soruları: Siz Olsanız Ne Yapardınız? -  Evrim Ağacı   

 

Ahlak gelişimi, bu güne kadar çocukları iyi insanlar olarak yetiştirmeyi düşünen herkesin ilgi alanı olmuştur ve bu konuda yapılan çalışmalarla ahlak gelişiminin nasıl ve ne zaman geliştiği belirlenmeye çalışılmıştır. Ahlak gelişimi ile ilgili Lawrence Kohlberg çocuklara, her biri belirli ahlaki konuları ele alan ikilemler sunarak bir kuram geliştirmiştir. Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramı, her biri iki alt evreden oluşan üç düzeyden oluşur. Birinci düzeyin ilk evresi itaat ve ceza da önemli olan otoriteye itaat etme ve cezadan kaçınma iken ikinci evre olan araçsal ilişkiler de önemli olan karşılıklı çıkar ilişkisidir. İkinci düzey geleneksel düzeydir. İlk evre kişiler arası uyum de ise başkalarının onayını almak ve ‘’iyi bir çocuk olmak’’ ön plandadır. Geleneksel düzeyin ikinci evresinde ise kanun ve toplumsal düzeni korumak önemlidir. Üçüncü ve son düzey olan gelenek sonrası düzeyde ise dışsal otoriteler önemini yitirirken kişi kendi içsel isteklerini ve ilkelerini otorite olarak kabul eder.  Gelenek ötesi düzeyin ilk evresini Kohlberg,  toplumsal sözleşme evresi olarak adlandırmıştır. Bu evrede kurallar ilkeler hala önemlidir toplumsal düzenin devamı için ancak bu kurallar bazen demokratik olarak değiştirilebilir. İkinci evre ise evrensel etik ilkeler yönelimi olarak adlandırılır ve kişi kendi ahlak ilkelerini kendisi oluşturur.

‘’Sen özel bir okulda okuyorsun ve aynı sınıfta burslu okuyan bir arkadaşın var. Kendisi çok çalışkan bir öğrenci. Bir andan okuyor bir yandan da çalışıyor. Hatta birlikte bilim olimpiyatlarında derece aldınız. Bu hafta son sınavlarınız olacak ve arkadaşın ailevi durumlar nedeniyle sınava çalışamadı. Eğer bu sınavdan düşük not alırsa bursu kesilecek ve bu okulda okuyup iyi bir eğitim alamayacak. Arkadaşın sınavda tam da senin ön sıranda oturuyor. Ona kopya vererek yardım edebilirsin ama kopya vermen bir suç. Bu durumda ne yaparsın? Neden ?’’

Verilen bu ikilemi Kohlberg’in ahlaki evrelerine göre değerlendirecek olursak; öncelikle kopya vermek kurallara göre suç olarak değerlendirilmektedir yani ilk evrede olan bir birey için cezadan kaçınmak ve otoriteye itaat için kolaylıkla bir sebep olarak gösterilip kopya vermeme konusunda karar alınabilir. Yine aynı şekilde ikinci düzeyde kurallara uyarak iyi bir çocuk olmak için kopya verilmeyebilir ve ya  ‘’ herkes kopya çekerse sonuç ne olur ‘’ gibi düşüncelerle kopya vermenin uygun olmadığına karar verilebilir.

Ancak söz konusu durumu tüm yönleriyle ele aldığımızda içinde bulunulan durum yalnızca kurallara uymak ya da uymamak ile ilgili değildir. Bu durumda arkadaşımızın aslında iyi bir öğrenci olduğunu ailevi durumlar söz konusu olmasa da durumun farklı olacağını, kopya vermediğimizde okuldan atılacağı ve iyi bir eğitim alma hakkının elinden alınacağı ayrıca bu kişinin bizim yakın arkadaşımız olduğu durumlarının hepsini bir arada düşünerek bu konuda arkadaşımıza yardım etmek için kopya verebiliriz. Kohlberg’in beşinci toplumsal sözleşme evresinde olduğu gibi kurallar bazı durumlarda değiştirilebilir ve ya görmezden gelinebilir.

 

Kaynakça

Boyd D., Bee H., (2009), Çocuk gelişim psikolojisi, Kaknüs yayınları

Korsakoff sendromu

Wernicke - Korsakoff Sendromu (WKS) Nedir? | bilgimerkeziweb | Sağlık  

Wernicke-Korsakof sendromu öğrenme ve hafıza gibi bilişsel fonksiyonları olumsuz etkileyen semptomların görüldüğü, ileri safhalarında kronik amneziye sebep olabilen bir tür hastalıktır. Hastalık iki evrede ele alınır; Wernicke ensefalopatisi ve Korsakoff psikozu. İlk aşamada olan wernicke ensefapatisinde görülen belirtiler göz hareketlerinde bozukluk, çift görme veya göz koordinasyon bozukluğu, kas koordinasyon bozukluğu ve kafa karışıklığıdır. Hastalık ilerlediğinde ve korsakoff psikozuna dönüştüğünde; hastada bellek kayıpları ve bilinçsizce uydurma, konfabülasyon görülür. Korsakoff sendromunun sebebi olarak uzun süreli alkol kullanımına bağlı tiamin eksikliği olarak tanımlansa da uzun süre aç kalmanın da sebep olduğu düşünülmektedir. Hastalığın seyrine bakıldığında en dikkat çekici belirtisi hafıza kaybının başladığı dönemlerde görülen bellek boşluklarını doldurmaya yönelik öyküler uydurması, konfabülasyonlar iken hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan, geriye döndürülemez amnezi ise hastalığın ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Konfabülasyon, çeşitli sebeplerle bellekte ortaya çıkan boşlukları doldurmak amacıyla hastanın gerçekdışı hikayeler uydurmasıdır. İlk olarak korsakoff tarafından alkol bağımlısı bireyler üzerinde gözlemlenen gerçekdışı hikayeler uydurma durumu, bellek boşluklarını doldurmaya yönelik savunma mekanizmasıdır. Hasta genellikle bellek boşluğunun meydana getirdiği stres durumu ile baş etmek için anlık hikayeler uydurur (Gündoğan. D. 2007). Oliver saks’ın kitabındaki ‘’kimlik meselesi bölümündeki ağır korsakoff tanısı konulan hasta doktorun kim olduğu ile ilgili defalarca tahminde bulunmuş hepsinde yanılmıştı. Hiçbir şeyi aklında tutamayan hasta önünde bulunan amnezi boşluklarını doldurmak için durmadan uydurmaca hikayeler ortaya atıyordu, şu an nerede olduğu ve karşısındakinin kim olduğu hakkında en ufak bir fikre dahi sahip olmayan hasta geçmişten kalan anılarıyla tutarlı uydurma hikayeler anlatıyordu. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi konfabülasyon korsakoff sendromunun bir belirtisi olarak hastanın amnezinin sebep olduğu bilgi boşluğu ile baş etme şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geriye dönük amnezi hastalık veya cerrahi işlem öncesi öğrenilen bilgilerin veya anıların unutulmasıdır. Korsakoff sendromunda ileri bir safhaya geldiğinde meydana gelen geriye doğru amnezi geriye döndürülemez hale gelir. Kişi hayatının bir kısmına ait anılarını geri dönüşümü olamayacak şekilde unutur bu durum kişi ve ailesi için umutsuz bir durumdur. Oliver saks’ın kitabında yer alan Kayıp denizci adlı hikayesindeki alkolün sebep olduğu mamiller cisim dejenerasyonundan kaynaklanan korsakoff sendromu olan hastada olduğu gibi bireylerin yakın zamana ait anıları zarara görebilir ve yeni hiçbir şey öğrenemez hale gelebilir, bu durumda kişi geçmişte bir yerde sıkışıp kalır. Bu vaka incelemesinde yer alan , 49 yaşındaki hasta 19 yaşındaki anılarında sıkışıp kalmış ondan sonrası ile ilgili hiçbir anısı kaydolmamıştı. Korsakoff sendromu sonucunda gelişen kronik amnezi de hastalar genellikle geçmişe dair anıları kolayca hatırlayabilirken, sonrasında yaşadığı ya da ona söylenenleri saniyeler içinde unutur hale gelirler. Bu amneziler genellikle organik kökenli, kalıcı ve düzeltilemez durumdadır.

Wernicke korsakoff sendromu, alkol bağımlılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan kalıcı amnezi sebep olabilen bir çeşit nörolojik hastalıktır. Alkolün beyin yapısı üzerinde kalıcı yapısal zarar vermesiyle meydana gelen hastalığın ilk aşamasında kafa karışıklığı ve oküler bozukluklar görülürken ilerleyen safhalarında konfabülasyon ve kalıcı amnezi önemli semptomlarıdır. Konfabülasyonlar hastanın kaybolan bellek boşluklarını doldurma çabasıdır. Hastalığın ileri safhasında ise hasta geriye döndürülemez bir amnezi ile hayatına devam etmek zorunda kalır. Korsakoff sendromunda belli bir aşamadan sonra tedavi mümkün değildir.

Analysis of Kevin’s psychopathology ‘’We need to talk about Kevin’’

 



Analysis of Kevin’s psychopathology

Kevin a troubled boy who murdered his father, sister and some of his school friends without any regrets. Kevin can describe as a psychopath who have no empathy to others. He never cares about someone else’s feelings. He is aware of other’s emotion and feelings, but he doesn’t care about them. Kevin have features of antisocial personality disorder such as aggression to people and animal (damaging his sister and sister’s mouse), fail to conform to social rules, impulsivity without consideration for consequences and little regret the consequences of acts( he didn’t show any regret when he caused injured his sister’s eye), frequently deceitful and manipulative in order gain to personal profit or pleasure ( he always exhibited manipulative behaviour to his mother even he is a little child/ when his arm broken by mother he used it), and lack of empathy. When we look at etiology of antisocial personality disorder, gene- environment interaction is influential. Many environmental factors have been implicated in the development of antisocial personality disorder such as low family income, poor supervision by parent, conflict between parent, neglect, harsh discipline from parents and abuse. Also, psychopathy is more common in males than females.

When we consider about Kevin’s’ situation, most probably Kevin would have susceptibility to develop psychopathology and environmental conditions interacted with it. Kevin’s mother did not want to have a child, and she never have pleased about having a child. That’s why she couldn’t develop a warm relationship with his son. Explanation of Kevin’s psychopathology with biological vulnerability to antisocial behaviour and his mothers’ caring style, fitting to interactional model of psychopathology. But transactional model of psychopathology is also explained development of pathology of Kevin. As transactional model assumption, individual and environment have reciprocal interaction. When Kevin was a baby he cried continuously, causing his mother’s frustration. As a child he resisted learning to go to the bathroom, rejected his mothers’ love and seemed to have no interest in anything. This situation causes mothers’ unwillingness to care and love him.

The developmental psychopathology perspective explains pathway of development open to change. New situations or new reactions can bring different direction. This probabilistic nature of development is identifying in principles of equifinality and multifinality. Respect to probabilistic nature of developmental psychopathology perspective, can Kevins’ genetic vulnerability recovers with healthy environmental factors? Maybe, if he could have a warm relationship with mother and secure attachment with her, he could develop a little empathy to other. Also, the idea of his father getting him a hobby can be a good step to establish relationship his father and get rid of his aggression  but the archery which the hobby that his father directed him, is a hobby that can easily use to harm others. Actually, the archery isn’t a play that cause violence, but his condition Kevin is irritable and aggressive boy and is inclined to violence that why archery wasn’t a good choice. If Kevin grow up different parents who are more attentive, maybe severity of pathology could lesser or he could not be developed pathology.

Risk factors of developmental psychopathology are both genetic and environmental. Kevin’s mother did not want to have a baby, she may have had a stressful pregnancy. Hence maybe, the maternal stress may have negatively affected the baby's brain development, making him susceptible to pathology. Also, he couldn’t develop secure attachment with his mother. It was also risk factor. Development of antisocial personality in Kevin, both genetic vulnerability and environmental risk factors seems to responsible.

Joker Filmi Psikolojik Analiz- psikopat/antisosyal kişilik bozukluğu

 Film özeti

Bu filmde Arthur Fleck isimli kişinin Joker karakterine dönüşüm hikayesi anlatılmaktadır. Arthur kırklı yaşlarda annesiyle birlikte yaşayan ve palyaçoluk yapan biridir. Komedyenlik yapma hayali kuran Arthur çok sevilen bir komedi şov olan Murray Franklin şovu her gün annesiyle birlikte izliyor. Murray Şovu izlerken bazen kendini televizyonda hayal ediyor. Arthur’un sürekli gülmesine sebep olan bir rahatsızlığı var bunu trende bir kadınla olan olayda ona ‘’ sürekli gülmeme sebep olan bir rahatsızlığım var’’ yazılı kartla açıklıyor çünkü o sırada gülmekten durumunu açıklayamıyor. Sosyal hizmet görevlisiyle görüşmesinde ise daha önce tedavi için hastanede yattığını ve yedi farklı psikiyatrik ilaç kullandığını öğreniyoruz. 

Filmin ilk sahnelerinde Arthur’un sokaktaki serserilerle başı belaya giriyor ve onlar tarafından dövülüyor. Daha sonra iş arkadaşlarından biri ona silah vererek bu şekilde kendini koruyabileceğini söylüyor. Silahı kabul eden Arthur gittiği çocuk hastanesinde silahını düşürüyor ve dönerken metroda üç kişi ona güldüğü için sinirleniyor ve o bir rahatsızlığı olduğunu söyleyemeden onu dövmeye başlıyorlar. Dayak yerken Arthur kendisini korumak için silahını çıkarıp bu kişilerden ikisini vurarak öldürüyor. Kaçan diğer kişiyi ise takip ederek vuruyor. Bu olaydan sonra Arthur eve gittiğinde dans ediyor. Silahını çocuk hastanesinde düşürdüğü için işten atılan Arthur iş arkadaşlarına ve patronuna karşı agresif tavırlar sergiliyor ve iş yerindeki cihazlardan birini kırarak iş yerinden ayrılıyor.

Metrodaki olay Arthur için kendini korumak amacıyla yapılmış olsa da siyasi bir başkaldırı olarak görülüyor ve televizyonlarda konuşulmaya, zengin karşıtı bir tavır alan halk tarafından cinayeti işleyen kişi kahramanlaştırılmaya başlanıyor. Bunun üzerine Arthur sosyal hizmet uzmanıyla olan son danışmasında ‘’ hayatım boyunca var mıyım yok muyum bilmiyordum ama şimdi biliyorum ve insanlarda fark etmeye başladı’’ şeklinde anlatıyor bu durumu.

Sonrasında Arthur komedyenlik için bir sahneye çıkıyor. Bu sahneye ilk çıktığında kendini kontrol edemeyerek gülmeye başlıyor ve uzunca süre durduramıyor. Bu gösterisinin bir kısmı Arthur’un çok sevdiği Murray tarafından televizyonda yayınlanıyor ancak Murray’in onun hakkında kötü yorumlarda bulunması onu çok sinirlendiriyor.

Annesi sürekli belediye başkanı adayı olan ve daha önce yanında çalıştığını söylediği Thomas Wayne’e mektuplar yazmaktadır. Bunun üzerine Arthur mektuplardan birini okuduğunda mektupta Thomas Wayne’in onun babası olduğu yazıyor ve annesi de bunu doğruluyor. Sonrasında ise Arthur Thomas Wayne’in yanına gittiğinde bunun gerçek olmadığını annesinin sorunları olduğunu akıl hastanesinde yattığını söylüyor.  Hastaneye giderek Arthur görevliyi kandırarak raporları çalıyor ve annesinin sanrıları olduğu ve narsistik kişilik bozukluğu olduğu yazıyor. Ayrıca annesi tarafından evlatlık alındığı ve annesinin sevgilisi tarafından Arthur’a şiddet uygulandığı ve annesinin buna göz yumduğu yazıyor. Bunları öğrenen Arthur hastanede yatan annesini yastıkla boğarak öldürüyor.

Murray Franklin şova konuk olarak çağrılan Arthur gitmeden önce evde kendini programda öldürmekle alakalı provalar yapıyor. Bu sırada evine gelen eski iş arkadaşlarından birini hiç acımadan öldürüyor ve diğerini kendine iyi davrandığını söyleyerek gitmesine izin veriyor. Sonrasında palyaço makyajı yapan Arthur sahneye ‘’Joker’’ ismiyle çıkmak istediğini söylüyor. Sahneye çıkan Joker, dans ederek içeri giriyor ve kadın konuk oyuncuyu öpüyor ve sahnedeyken metroda işlediği cinayetleri de işlediğini anlatıyor. Sonrasında aslında çok sevdiği hayranı olduğu Murray’in onunla ilgili yaptığı yorumlar sonucunda sinirlendirerek onu öldürüyor ve dans ederek konuşma yapıyor. Bu olaydan sonra şehir karışıyor ve tutuklanan Joker bunları polis arabasının camından gülerek izliyor sonrasında araç kaza yapıyor ve kaza yapan araçtan çıkarılan Joker kalabalıkların sevinç gösterileri karşısında onlara eşlik ediyor.  Olaylar sonunda Arthur bir kliniğe yatırılıyor.

Joker'in Psikolojik Analizi

Joker çocukluğundan bu yana gerçek duygularıyla ilişkili olmayan abartılı gülme davranışı göstermektedir.  Bu rahatsızlık psödobulbar etki olarak bilinen mevcut durumla ilişkili olmayan abartılı ağlama, gülme ya da öfkeli olma hali olarak ifade edilen beyin hasarı nedeniyle oluşan bir bozukluktur. Arthur’un hikayesine baktığımızda çocukken bir kafa travması geçirdiği biliniyor bu durum bununla açıklanabilir. Ayrıca Arthur’un muhtemelen bu beyin hasarından kaynaklanan psikozları var gibi görünmektedir. Komşusu olan kadınla ilgili tam net olmasa da bazı delüzyonlara sahip olduğunu görüyoruz. Kadınla randevuya çıktığını, bir ilişkisi olduğuna dair inançları var ancak bir sahnede bunların gerçek olmadığı anlaşılıyor. Joker’in şizofreni kriterlerini karşılayıp karşılamadığına bakıldığında, gerçek ve gerçekdışı olguları birbirinden zaman zaman ayırt etmekte güçlük çektiği görülmektedir. Murray Franklin şovla ilgili zihninde kurguladığı olaylar ve aynı apartmanda kalan komşu siyahi kadınla ilgili kurduğu fantezilere inanmakta olduğunu görüyoruz.  Komşu kadınla olan sahneler birer görsel halüsinasyon olarak değerlendirilebilir sonraki kısımlarda o sahnelerde aslında Arthur’un yalnız olduğu kendi kendine konuştuğunu görülüyor. Düzensiz motor hareketler ya da düzensiz konuşmalar Arthur da açıkça gözlemleyebildiğimiz semptomlar değil ancak zaman zaman çocuksu hareketler ve uygunsuz tuhaf bir duruş şekli gözlemleyebiliriz.

Ayrıca Arthur’un kişilik bozukluğu problemi olduğu gözlemlenebilir. İlk olarak kanundışı olarak değerlendirilebilecek silah taşıma ve adam öldürme davranışları göze çarpan kriterler ve dürtüselliği ve geleceği planlama konusunda başarısızlığı, empati eksikliği psikopati izlenimi vermektedir. Adamları öldürdükten sonra polislere yakalanmamak için hiçbir tedbir almıyor ve ayrıca eski iş arkadaşını öldürmek gibi bir planı olmadığı halde onu karşısında gördüğünde dürtüsel hareket ediyor ve onu öldürüyor. Aynı durum Murray’i öldürmesi için de geçerli çünkü onu öldürmeyi değil program sırasında intihar etmeyi planlıyordu aslında.  

Ayrıca Arthur bu yaptıkları için hiçbir zaman pişmanlık duymuyor hatta dans ederek tepki veriyor. Metrodaki adamları, annesini, eski iş arkadaşını ve en son çok sevdiği Murray’i öldürdüğünde hiçbir pişmanlık belirtisi göstermiyor. Arthur’un kendi çıkarları için diğer insanları kullanma ve başkalarını kandırma davranışları olduğunu da gözlemleyebiliriz; Thomas Wayne ile konuşmak için gizlice içeri girmesi, annesinin raporlarına ulaşmak için hastanedeki görevliyi kandırması bunlara örnek gösterilebilir. Joker’in bu davranışları anti soyal kişilik bozukluğu kriterlerini karşılamaktadır.

Arthur’un annesinin narsistik kişilik bozukluğu tanısı olması Arthur’un bu kişilik özelliklerini taşıyıp taşımadığını düşündürmekte. Arthur’un kendini televizyonda hayal etmesi, herkesin tanıdığı bir komedyen olma isteği ve bir gün olacağına olan inancı onun büyüklenmeci düşünceleri olarak görülebilir, gerçekliğe baktığımızda Arthur komik biri değildir insanları ne güldürür bunu dahi bilmemekte ve başka komedyenlerin şakalarını not ettiği not defterini kullanmaktadır. Arthur kendisi ile ilgili benliğiyle alakalı olmayan yüksek beklentilere sahip ve benlik algısıyla alakalı abartılı beklentileri var. Bu düşüncelerin aksi bir durumla ile karşılaştığında Murray şovda olduğu gibi bunu yoğun bir öfke ile karşılamaktadır. Arthur beğenilme, onaylanma isteği içindedir ve eleştiriye karşı aşırı duyarlıdır Arthur kendi yeteneklerini abartan, sınırsız güç, başarı ve sevgi düşleyen, çok beğenilmek isteyen bir kişilikte olsa da özel ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğu gibi düşünceleri yoktur ve kendini beğenmiş bir tutum sergilememektedir. Onun zaman zaman içine dönük, karamsar ve çekingen halleri kırılgan narsisizmin özelliklerine benzemektedir. Arthur’un kişilerarası ilişkilerine bakıldığında özellikle komşu kadınla olan etkileşiminde gördüğümüz üzere yetersiz ve sınırlıdır.

Joker'in Psikolojik durumu- antisosyal kişilik bozukluğu ve şema terapi modları

Joker karakteri ileri düzeyde bir patolojiye sahip biri tedavi için psikiyatrik bir yardım almak için hastanede yatarak tedavi edilmesi önemli. Onun dışında bu vakadaki kişilik bozuklukları üzerinde çalışırken onun çocukluktan itibaren beraberinde getirdiği erken dönem uyumsuz şemaları dikkate alınabilir. Çocukluk yaşamına baktığımızda Arthur yurda bırakılmış, annesi tarafından evlat edinilmiş ancak temel ihtiyaçları karşılanmamış, çocukken istismar ve ihmal edilmiş. Arthur’un annesinin ona mutlu (happy) ismini takmış olması ve ona küçüklükten beri sen bu dünyaya diğerlerini mutlu etmek için geldin şeklinde konuşuyor. Arthur’un komedyen olma isteği annesinin onayını alma onun istediği gibi biri olma annesi tarafından terkedilmemek için çabalaması olarak görülebilir. Arthur terkedilmiş-kötüye kullanılmış çocuk modu uyumsuz şemasına sahip görünüyor. Arthur reddedildiğini, terkedildiğini hissettiği durumlarda yoğun bir duygusal acı ve yalnızlık hissiyle karşılıyor. Arthur çaresizlik hissiyle baş etmek için zorbalık ve saldırı modunu kullanıyor görünüyor. Terkedilmiş çocuk moduyla birlikte çıkan kızgın çocuk modu onun hem çevresine hem de kendisine zarar verici davranışlarda bulunmasına sebep oluyor.  Arthur edindiği bu iki uyumsuz şema moduna ek olarak bir savunma şeması saldırgan ve zorbalık modunu edinmiş görünüyor. Sürekli gülmesi bir zihinsel hastalık olarak olsa da Arthur evlat edinilmiş bir çocuk olarak kabul edilmek için duygularını ifade etmemeyi, duygularıı yok saymayı öğrenmiş ve cezalandırılmamak için uyumlu olmayı öğrenmiş olabilir.

Bu noktada terapistle gerçekleştirilen terapötik ilişki de uyumsuz şemaların yerine sağlıklı yetişkin modunun açığa çıkarılması, aşırı telafi ve kaçınmanın önlenmesi hedeflenerek yalnız çocuğa temas etmek ve empatik yüzleşmeyi sağlamak yararlı bir yaklaşım olabilirdi.

Kaynakça

Hacıoğlu, M. B. (2019). Kişiler arası bağımlılık eğilimi ile kırılgan ve büyüklenmeci narsistik kişilik özellikleri: şema terapi modelinde bir inceleme (Doctoral dissertation).

Ertürk, İ. Ş., & Kaynar, G. KİŞİLİK BOZUKLUKLARINDA ŞEMA TERAPİ YAKLAŞIMI.

Oruçlular, Y. (2016). Sınırda Kişilik Bozukluğu’nun Nedeni ve Sonucu Olarak Kişilerarası Travma: Gözden Geçirmeye Dayalı Bir Model Önerisi. Türk Psikoloji Yazıları19(37), 76-88.

Çıkrıkçılı U. (2018). Antisosyal Kişilik Bozukluğu Tanısı Almış Cinayet Hükümlülerinde Karar Verme, Duygu Tanıma Davranışlarının Psikopati Açısından İncelenmesi ve Sağlıklı Kontroller ile Karşılaştırılması. Yüksek lisans tezi