Nemfomani nedir?



  • Nemfomani, kadınlarda görülen hiperseksüel davranış bozukluğudur.
  • nemfomani bozukluğu olan kadınlar parafilik yani sapkın bir şekilde olmasa da sürekli cinsel birliktelik yaşama ya da konsülsif mastürbasyon davranışı sergileyebilirler.
  • Nemfomani de amaç seks değil sahip olmaktır. Bu kişiler çoğunlukla cinsel ilişkiden haz almaz çok sık orgazm olmazlar, eğer orgazm olursa da sürekli aynı duygu arayışına başlar.
  • sürekli farklı kişilerle birlikte olurlar ancak seçici değildirler, rastgele birlikte olurlar
  • koruyan kollayan bir baba figürü arayışı vardır temelde 
  • sürekli seks düşünceleri vardır zamanın büyük bir çoğunu seks partneri arayarak geçirebilirler
Nemfomaninin nedenleri: biyolojik ve psikolojik süreçler nemfomanide etkilidir. 
  • beyinde yer alan dopaminerjik alanda işlevsel bozukluk
  • seratonin,dopamin gibi hormonların düzeylerindeki düzensizlik
  • genital bölgedeki aşırı uyarılma
  • çocukluk travmalarıyla baş etme
  • suçluluk ve depresyon gibi problemlerle baş etme
  • özgüven inşa etmeye çalışma
  • boşluk hissini hafifletmek için cinsel uyarılmayı kullanm
kişiler cinsel birliktelikten sonra pişmanlık, suçluluk gibi duygular yaşayabilirler ancak yine bu duygularla baş etmek için cinsel ilişkiye girerek bir döngü içine girerler. Sürekli kontrolsüz seks davranışı evlilik dışı ilişkilere neden olurken ailevi problemlerin yaşanmasına neden olur. Bu kişiler suçluluk, pişmanlık gibi duygular yaşar ve özsaygı kaybı yaşayabilirler.


Hannah Arent filmi ve Sosyal Psikoloji

  Sosyal Psikoloji Nedir? Kurucusu Kimdir? - PDR Nedir?

Hannah Arent filmi, Nazi komutanlarından birinin İsrail tarafından yargılanması sürecini ve bu süreci objektif bir şekilde incelemeye çalışan Hannah isimli profesörü konu almaktadır. Sosyal psikoloji kuramları gözüyle filmi inceleyecek olursak burada dikkatimizi çekecek ilk konu Nazi subayının kendisinin yalnızca kurallara uyduğunu söyleyerek kendini savunmasıdır. Bu durum bize Miligram’ın itaat deneyini hatırlatır. Deneye katılan kişiler şiddet taraftarı olmasalar da emir veren kişiye büyük oranda itaat etmişlerdir karşıdaki kişinin zarar gördüğünü düşünseler bile. Bu Nazi subayının durumunu da buna benzetebiliriz. Hitler gibi bir liderin otoritesi karşısında subayın belli bir amaca hizmet etme düşüncesiyle emirlere uyduğunu düşünebiliriz.

Diğer taraftan Nazi subayı hakkında Yahudiler,  ‘’o bir canavar, bu yüzden onu kafese koyucaklar’’ gibi ifadelerde bulunmaktaydılar. Bu durum kalıp yargılar çerçevesinde ele alınabilir. Yani Nazi subayı eşittir cani Yahudi düşmanı fikri kalıp yargı olarak insanlar tarafından benimsenmiştir.

Nazi subayının davranışını planlanmış davranış kuramı çerçevesinde değerlendirecek olursak; İnsanlar Nazi subayının Yahudileri trene bindirme görevini yerine getirme davranışını onun Yahudileri öldürmek niyetiyle yapılmış bir davranış olduğunu düşünmekteydiler.  Hannah ise subayın bu davranışının Yahudi düşmanlığı tutumu ile değil de kurallara uyması gerektiği ile ilgili görev anlayışı tutumuyla ilişkilendirerek niyetinin Yahudileri öldürmek değil yalnızca yasalara uymak olduğunu düşünmektedir. Hannah subayın davranışının tamamen düşüncesizce yapılmış bir davranış olduğunu savunuyor ancak bu durum ajzen’in planlanmış davranış kuramı ile uyum göstermez. Bu kurama göre yapılan davranışların belli nedene bağlandığını savunur. İnsanlar bir sonuca ulaşmak için düşünür karar verir ve kararı uygularlar. Ancak bahsi geçen nazi subayı bu davranışının sonuçları hakkında düşünmeden yalnızca kurallara uyma davranışı göstermiş olası sonuçları yeterince değerlendirmemiş ya da değerlendirmekten kaçınmıştır.

Bizi öfkelendiren aslında kim?

Sizi kim kızdırıyor?

Diğerlerinin aptalca düşüncesiz davranışları mı?



Dışardan gelen olayların sizi sinirlendirdiğini düşünmek kolaydır. Karşımızdakine '' beni kızdırıyorsun?'' diyorsanız eğer kendinizi kandırıyorsunuz. Öfke de diğer duygularımız gibi bizim bilişlerimiz yani algılamalarımızla ilgilidir. Duygularımız olaya verdiğimiz anlam sonucunda ortaya çıkar yani onları biz yaratırız. Çoğunlukla bizi sinirlendiren olaylar değil olaylar hakkındaki bilişsel çarpıtmalarımızdır.
Öfkelenmemize neden olan bilişsel çarpıtmalardan biri  '' etiketleme'' dir. Sizi sinirlendiren kişiyi ''aptal'' ''tembel'' '' beceriksiz'' ''görgüsüz'' gibi ifadelerle etiketlerseniz onu artık olumsuz algılamaya başlarsınız. Bu kişiyi bir şekilde değersizleştirip sürekli olumsuz yanlarına odaklanır doğru bir şekilde değerlendiremezsiniz olayları. Etiketlediğiniz insanı suçlar ve intikam alma isteği duyarsınız bu durum aradaki çatışmayı şiddetlendirir çözüme götürmez sizi. Bu olumsuz etiketleme kendini doğrulayan kehanete dönüşür ve karşımızdaki kişi bizim beklediğimiz gibi kötü davranır.
Bizi öfkelendiren diğer bir çarpıtma ise ''zihin okuma'' dır. Diğer kişinin neyi neden yaptığı ile ilgili kurduğumuz hipotezler bizi sinirlendirir. Ancak bunlar gerçek dışıdır ve onun gerçek düşüncelerini ve algılarını yansıtmaz. Örneğin bir arkadaşımız mesajımıza cevap vermediğinde '' Beni sevmiyor'' diye düşünerek kendimizi değersiz hissederek öfkelenebiliriz. Ancak doğru bir açıklama değildir bu arkadaşımız bizi sevmediği için değil de meşgul olduğundan cevap vermemiştir. Diğer olasılıkla bizi sevmiyor olsa bile bu bizi değersiz yapmaz. Böyle bir durumda bizi sinirlendiren diğerinin bizi sevmemesi değil de kendimizi değersiz hissetmenin verdiği rahatsızlıktır.
Öfkelenmemize sebep olan diğer bir bilişsel çarpıtma da ''-meli, -malı'' ifadelerini uygunsuz kullanmamızdır. Başkalarının bizi rahatsız eden bir davranışı ile karşılaştığımızda '' böyle davranmamalıydı'' diye düşünürüz. Ancak diğerlerinin kendi değer yargılarımıza uygun davranmalarını beklemek pek de haklı bir durum olmasa gerek. İnsanların özgür iradeleri vardır ve senin istediğin şekilde davranması gerekmez.
Size karşı yapılmış bir adaletsizlik ya da haksızlık algısı öfkeyi yaratan temel düşüncedir bir bakıma. Eşiniz sizi aldattığında yada size değer vermediğini hissettiğinizde ''Ben iyi bir eş olmak için çok uğraştım, saçımı süpürge ettim bu evlilik için'' diye düşünür onun haksızlık yaptığını düşünerek sinirlenirsiniz. Eşiniz ''nankör'' ''sadakatsiz'' yada ''kıymet bilmezdir'' onu bu şekilde etiketler, '' Benim onu sevdiğim gibi beni sevmeliydi, bunu yada şunu  yapmalıydı'' gibi ifadelerle yola çıkar daha öfkelenmeye devam eder onu anlamaya çalışmazsınız. Öfkenizi yaratan sizin düşünceleriniz ve bakış açınızdır olayı sadece kendi açınızdan görüp adaletsizlik veya haksızlık görürsünüz. Ancak evrensel bir adalet yada haklılık yoktur. Örneğin bir ceylanı yiyen aç aslanı ele alalım. Ceylan için bu haksızlık mıdır, evet haksızlıktır yaşamaya hakkı vardır ama aslan bu yaşama hiç ummadık bir anda son vermiştir. Peki aslan haksız mıdır, değildir açlıktan ölmemek için yemek zorundaydı. Aslan da ceylan da kendi açısından haklılar. Aslında haklılık ve adalet algısal bir yorumlama, kendi kendine yaratılan bir kavramdır.


Otizm Spektrum Bozukluğu


  • Sosyal davranışlarda belirgin problemler, iletişim ve etkileşimde güçlük
  • Alışılmadık biçimde sınırlı ve tekrarlayıcı davranış sergileme
  • Bebeklikte kolay bebekler olarak görülebilirler, ilgi istemezler ve ilgisizlikten rahatsız olmazlar
  • Bebeklikten sonra insanlara karşı bağlanma gerçekleştirmezler, ancak buzdolabı, çamaşır makinesi gibi mekanik nesnelere bağlanabilirler
  • Çocukluk döneminde diğer insanlarla etkileşim başlatmazlar, duygularını paylaşmazlar ve diğerleriyle empatik bir ilişki kurmazlar
  • Dönen nesnelere ilgi duymak gibi spesifik kalıplaşmış ilgi alanları olabilir
  • Vücudunu durmadan sallandırma gibi ritmik hareketler hoşlarına gider. Bu davranışlar onları sakinleştirme amacına hizmet ediyor olabilir.
  • Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların çoğu iletişimde problemler yaşar