çocuk ve ergenlerde- bilişsel davranışçı terapide dikkat edilecekler-sınav kaygısı

 1-Psikoeğitim önemlidir- duygu tanıma,duygu düzenleme üzerinde

duygu bulmaca yapılabilir.- ancak çocuk ve ergenlerde oyuna dönüştürme önemlidir. eğlenceli hale getirmek için role-play taklit- kukla oyunu gibi oyunalr oynanılabilir.

duygu küpü- duyguları tanıma- çekingen olursa ifade etmekte zorlanırsa kukla kullanılabilir. kukla sorar'' ben bunu bilmiyorum sen söyler misin?'' şeklinde.

iki çeşit küp kullanılabilir- birinde duygu diğerinde olay.

ilk küp atılır=> öfke=>2. atılır=>olay=> '' seni öfkelendren bir olay söyler misin?

2-Beyaz tahta bulundurmak iyi olabilir- kurabiye adam çiz- üzerinde kaygı hissettiğinde- sınavla ilgili vücudunda ne olur? diye sor- işaretlemesini iste 


3-düşünce balonu çiz=> içine sınavdayken aklına ne gelir?- Ne düşünürsün? gibi sorularla düşüncelerine odaklanmasını sağla


4-Bulunan düşünceler içinde en çarpıcı en etkileyici olanla ilgili sokratik sorgulama yaptır

sokratik sorgulama bir nevi bir maruz bırakmadır-en kötüyü düşündürme-

öyle olursa ne olur??

5- Şema ve baş etme tekniklerini bul- şema=> telafi,teslim,karşı gelme


6- OLumlu- olumsuz düşünce kalıplarını etiketle

7- ölçeklendir

8- yeniden yapılandır

-bu düşüncenin sana ne yararı var? geçmişte bir yararı oldu mu? yada tam aksi bir durum oldu mu?

-kanıt toplama- düşünceyi yada tam tersini kanıtlayan örnekler bul

-beceriler kazandırma- gevşeme egzersizleri- nefes egzersizleri-güvenli yer çalışması

Nefes egzersizi için somutlaştırma yap- gülü kokla, mumu söndür gibi- 


-KORKU MERDİVENİ

-DÜŞ KAPANI

-AİLELERİN GÜVENLİK DAVRANIŞLARNIN  FARKINA VARMASINI SAĞLA-çocugun kaçınmasını dstekler-anksiyenin devam etmesini sağlar- maruz bırakmayı önler

Narsisizm nedir?









Narsisistik kişilerde görülen büyüklenmeci davranışlar kendi içlerindeki doldurulamayan boşluk hissinden kurtulmak içindir.

Erken dönem bebeklik çağında deneyimlenen travmatik yaşantılar ileriki dönemlerde psikozlara neden olur. Bebeklik döneminde her çocuk primer narsisizme sahiptir. Çocuğu primer narsisizmde kalabilmesi için varlığının onaylanması gerekir. Ebeveyn çocukla senkronize olmalı, çocuğun kendilik gelişimini desteklemesi gerekir.

Narsisizmin özellikleri
-Büyüklenmecilik- sürekli ön planda olma isteği, kendini gösterme farkedilme çabaları
-Kendine aşırı bağlılık ve diğerlerine ilgisizlik
-Takdir ve onay ihtiyacı ile diğerleriyle aşırı meşguliyet
-Empati yoksunluğu

İçindeki yoğun değersizlik hissiyle baş etmek için büyüklenmeci davranışlar sergilerler.
Yoğun ve yıkıcı bir haset duygusu yaşayabilirler
Kendilerini özel hisseden bu kişiler genellikle yaptıkları işte başarılı olurlar ve diğerlerine göre daha üstün oldukları inancına sahiptirler
kusursuz ve mükemmel olma isteği duyarlar.
Fantezi kurma eğilimleri vardır, kendilerini kahramanlık yaparken veya çok zengin olduklarını hayal ederler
insanların hayranlığını kazanmak için veya idealize ettikleri kişilerin onayını aldıkları taktirde kendilerini sevilebilir, güvende ve mutlu hissederler. 
Kendilerini değerli hissetmek için karşısındakini değersiz hissettirebilirler. 
İlişkilerinde hakim olma dominant olma istekleri vardır ve çoğunlukla yoğun bir işgal göze çarpar.
Gizli övünme görülür ne yaptım ki? ne önemi var ki gibi ifadeler kullanabilirler.

OKB nedir?

 

Obsesif Kompulsif bozukluk nedir?


Obsesif Kompulsif Bozukluk(OKB) kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olan, istemsiz gelen, uygunsuz olarak deneyimlenen ve istenmeyen katı düşünceler, dürtüler ve imgeler olarak tanımlanan obsesyonlar ve ya bu obsesyonlara tepki olarak kaygı düzeyini azaltmak için uygulanan kişinin belli kurallara göre tekrarladığı, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ritüel davranış ve düşünce örüntülerini temsil eden kompulsiyonların varlığı ile tanımlanır.

OKB’de en sık görülen obsesyon türler: Kirlenme korkusu, Patolojik şühpe, Somatik obsesyonlar, simetri ihtiyacı, agresif obsesyonlar ve cinsel obsesyonlardır.

Obsesyonlar kişinin kaygı düzeyinde artışa sebep olurken, kompulsiyonlar obsesyonların yarattığı rahatsızlığı ve yüksek kaygı düzeyini nötralize etmek için oluşturulurlar. Örneğin kirlenme obsesyonunu sahip kişiler kir, mikrop gibi uyaranlara maruz kalmaktan çekinir, vücut salgıları veya mikroplar tarafından kirlenme korkusu ile sürekli evini temizleme, banyo yapma gibi davranışları ritüelleştirerek kirlenme obsesyonunun sebep olduğu kaygıdan kurtulmaya çalışırlar. Ritüel/yineleyen davranışlar kişiyi yeniden güvende hissettirerek rahatlamasına ve kaygı düzeyinin azaltmayı sağlar. Ancak obsesyon ve kompulsiyonlar kişide belirgin bir sıkıntıya sebep olurken, zamanın boşa harcanmasına sebep olur. Örneğin kirlenme obsesyonu olan bir kişi günlük zamanının büyük bir kısmını temizlik için harcayabilir. Bu durum kişinin işlevselliğini olumsuz etkileyerek günlük işlerine zaman ayıramamasına, mesleki işlevselliğini bozmasına ve kişilerarası ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine sebep olur.

Okb'nin etiyolojisi ile alakalı yapılan çalışmalar özellikle ikizlerle yapılan çalışmalar genetik faktörlerin obsesif kompulsif bozukluğun gelişmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca yapılan beyin araştırmaları da beynin bazı kısımlarındaki fonksiyon farklılıklarının ve serotonin disregulasyonunun okn'nin oluşumunda etkili olduğu anlaşılmıştır.

Psikodinamik kuram ise obsesif belirtilerin açığa çıkmasında bilinçdışı dürtülerin bastırılmasının etkili olduğunu savunmaktadır.

OKB'nin etiyolojisi ile alakalı bilişsel modeller ise suçluluk ve sorumluluk duygularının aşırı hissedilmesinin önemli olduğunu vurgular. Teorilere göre kişiler aniden ortaya çıkan ve istenmeyen düşüncelerini hemen düzeltmediklerinde ortaya çıkacak olumsuz durumdan sorumlu olan kişinin kendileri olacağı yönünde yorumlarlarsa obsesyonlar geliştirir. 

OKB geliştirme olasılığı daha yüksek olan kişiler erken dönemde geniş anlamda sorumluluk bilinci ve vicdanlılığı öğretilmiş, aşırı düzeyde katı ahlaki eğitim almış/ bazı düşüncelerin zararlı ve kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve eylemlerinin veya düşüncelerinin kendileri yada başkalarını etkileyen bir olayla bağlantılıymış gibi göründüğü önemli bir olay yaşamış kişilerdir. Yasaklı düşüncelerin aniden ve istenmeyen ortaya çıkması ile paniğe kapılan kişi bu düşünceleri baskılamaya geri itmeye çalışır ancak bilişsel olayları kontrol etmek o kadar kolay değildir. baskılanmaya çalışılan düşünce aksine daha da öne çıkar ve bu durum kontrol kaybı ve kaygıyı artırır. Bu durum karşısında kişi kaybedilen kontrolü yeniden ele alma ve kaygıyı azaltmak için kompulsif ritülleri devreye sokar.



 Trt1 de yayınlamaya başlayan '' Masumlar Apartmanı'' dizisinde temizlik konusundaki takıntısı ile dikkatleri üstüne çeken Safiye(Ezgi Mola) karakterinin ''kirlenme obsesyonu'' ve çocukluk çağında katı ve tutucu bir aile ortamında yetişmesi arasında bağlantı kurulabilir. Zaman zaman flaşbekler olarak karşımıza çıkan Safiye'nin annesinin katı ahlakçı tutumu onun bu obsesyon ve kompulsiyonlarının gelişmesinde etkili olmuştur. Annesi tarafından kabul edilmek onay görmek adına oluşturduğu davranışlar zamanla kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlara dönüşmüştür. Bir bakıma Safiye'nin titizlik konusundaki davranışları öğrenilmiştir. Ayrıca Safiye'nin ahlaki konularda katı bir tutumu olduğu görülmektedir. Kardeşlerinden birinin biriyle en küçük bir yakınlaşmasını ahlaki açıdan kirlenme olarak algılayan Safiye kardeşleri üzerinde katı bir disiplin uygulamaktadır. Safiye bu katı davranış kalıplarını annesinden öğrenmiş ve devam ettiriyor görünmektedir.


Ördek, Ölüm ve lale

 

Ördek, Ölüm ve lale

Wolf Erlbruch

                      



‘’ Her çocuk bazen ölümün ne olduğunu sorar. Böylesine önemli bir soruya verilebilecek basit bir yanıt var mıdır? Bu kitapta zorlu bir konu, sıcak, esprili ve zarif bir dille anlatılıyor. Hem çocuklar hem yetişkinler için…’’

Ölüm nedir? Ölünce ne olur? Ölüm ne zaman gelir? Öldükten sonra ne olur? Bu gibi sorular cevaplandırılması kolay sorular değildir. Bizler yetişkinler olarak ölümü tam olarak anlayıp kabullenemezken çocukların ölümle ilgili sorularına nasıl yanıt vermeliyiz?

Bu kitap ölümle ilgili soruları içten, samimi ve yalın bir anlatımla, çizimlerle süsleyerek anlatmış. Sorulara ayrıntılı yanıtlar vermek yerine basit açıklamalarla çocukların sorgulamalarına olanak sağlayacak bir anlatım tercih etmiş.

Öyküye gelince:

Bir süredir Ördek’in içinde tuhaf bir his vardı. ‘’kimsin sen ve neden beni takip edip duruyorsun? ‘’

‘’Sonunda beni fark etmene sevindim,’’ dedi Ölüm.‘’ Ben Ölüm’üm’’

Ördek dehşetle irkildi. Başka türlüsü beklenemezdi. ‘’Beni almaya mı geldin?’’

-Ölümle ilk tanışma ve ölümün her an seni de bulabileceğini anladığın o an hissettiğin ilk korku ilk irkiliş. Belki bir kaza belki bir yakının ölümü genellikle ölümle ilk tanışmadır. Ölüm’ün yakınlığını düşünmek ürperti verir düşünmek bile istenmez genellikle.

‘’Yeni gelmiş değilim, doğduğun günden beri hep yakınındayım zaten. Ne olur ne olmaz diye.’’ ‘’Yani başına kötü bir şey gelirse diye. Ağır bir soğuk algınlığı veya bir kaza. Başımıza ne zaman ne geleceği belli olmaz.’’

-Ölümün aslında her an gelebileceği aslında her an bizi bulabileceği nasıl daha uygun bir dille anlatılabilirdi ki.

‘’Bazı ördekler diyorlar ki ölünce melek oluyormuşsun ve bulutun üzerine oturup yukarıdan dünyayı seyrediyormuşsun.’’ ‘’ Mümkündür, dedi Ölüm. ‘’Kanatlarınız var sonuçta.’’

‘’Bazı ördeklerde diyorlar ki yerin altında çok derinlerde bir cehennem varmış. Eğer hayatta iyi bir ördek olmadıysan seni burada kızartıyorlarmış.’’ ‘’Siz ördeklerin ne kadar tuhaf hikayeleri varmış böyle. Ama kim bilir, olabilir tabi.’’

-Ölümle yakınlaşan Ördek, artık ölümden sonrası ile ilgili merak ettiklerini soruyor Ölüm’e. Ölünce ne olacak? Nereye gideceğiz? Bizi güzel şeyler mi bekliyor, bulutların üstünde uçmak gibi yoksa yerin dibinde kızarmak mı? Ancak ölüm tüm ihtimallerin mümkün olduğunu belirten belirsiz cevaplar veriyor.

‘’Üşüdüm’’ dedi Ördek bir akşam.’’ Beni biraz ısıtır mısın?’’ ve Ölüm ördeğe sarıldı. Ördek artık nefes almıyordu. Kıpırdamadan öylece uzanıyordu. Ördek ölmüştü. Ölüm onu kucağına alıp nehre taşıdı. Dikkatlice suya bırakıp onu hafifçe itti. Ördeğin arkasından bakan Ölüm hafif bir keder hissetti.‘’ ama işte, hayat böyle bir şeydi.’’ diye düşündü.

Öykünün ilerleyişinde Ölüm ve Ördek’in ilişkisi düşünüldüğünde, aslında bir kişinin ölümle tanışması sonrasında artık ölümü bilerek tanıyarak her an ölümü hissederek devam etmesi ve artık zamanı geldiğinde ölümle yüzleşmesi ve ölüme kendini bırakma farklı bir dille anlatılmış.

‘’ Yaşarken yaşayın! İnsan, yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman, ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez.’’ Nietzche Ağladığında kitabında Yalom bu şekilde ifade etmiş ölümün aslında dehşet verici olmasının nedenini.

Anayurt Oteli Psikolojik İnceleme

 

Zebercet’in karanlığa sürükleyen süreç neydi? Ne onu böyle hazin bir sona götürmüştü?

İlk bakışta Zebercet kendi işinde gücünde, kendi halinde bir adamcağız iken o Ankara treniyle gelen kadın onu nasıl böyle etkilemişti?

Yazarın kitapta oluşturduğu Zebercet karakteri , otel işleriyle meşgul olup hayatını bu otel çevresinde  yaşayıp giderken, o Ankara treniyle gecikmeli gelen kadın belki de onun ‘’eksik kalan yanını’’ görmesine, bilinçli olarak olmasa da içten içe onu hayatında yoksun kaldığı duygusal bir ilişki/ karşı cinse  duyulan duygusal ihtiyacın farkına varmasına sebep olmuş olabilirdi pekala.

O kadın gittikten sonra günlerce onun gelmesini beklemiş, odayla ve odadaki eşyalarla, o odadaki kadının olmayan varlığıyla bir duygusal bağ kurmuştu  sanki. Geleceğine dair inancı o kadar güçlüyken kadının gelmemesi onu büsbütün boşluğa düşürmüş ve o ana kadar yaşadığı hayatı tamamen boş vermesine sebep olmuştu. Kadının gelmeyişi onu büsbütün amaçsızlaştırmış, kadını  tanımadan önceki hayat gayesi oteli işletip para kazanmak iken şimdi o amacını tamamen terk etmişti.

Bir başarısız İbrahim: Zebercet - Abdurrahman Aydın


Peki onu ayakçı kadını öldürmesine götüren süreç neydi? Zevk arayışı? Aradığını bulamayış?  Ankara'ya treniyle gecikmeli gelen kadının hayali, onu bekleyiş artık bir boşluğa bırakmıştı yerini.  Kadına karşı duyduğu cinsel isteği şimdi yansıtacak başka kişiler arayışına girmişti sanki. Horoz dövüşü sırasında yanında bulunan gence karşı duyduğu istek de bu arayışın göstergesiydi belki de.  Ortalıkçı kadınla girdiği ilişki ona aradığını vermemiş olacak ki sinirlenmişti ve onu öldürmüştü. Ancak gösterdiği davranış sonrasında kediyi öldürüşü bunun yalnızca bir sinirlilik hali değil de ‘’ bir canlıyı öldürmekten zevk almak’’ gibi görünüyor.  Bir canlının ölümünden zevk duyma dürtüsü belki de horoz dövüşü izlerken farkında olmadan içinde belirmişti.  Sonrasında ortalıkçı kadını öldürmüş ve hiçbir suçluluk belirtisi pişmanlık duymamış dahası nedensiz yere kediyi de canice öldürmüştü. İnsan doğasında vardı belki de bu hayatta kalmak için öldüren homosapiens zamanla bunu zevk için yapan modern insana dönüştü. Zebercet’in öldürmeye karşı olan isteğini daha sonra kestaneci ye  yapmak istediklerinde de görmek mümkün aslında. O horoz dövüşü onun içindeki bir yerlerde yatan caniyi uyandırmıştı sanki. Ancak zebercet’in kendi kişiliğine uymayan bu davranışları, içinde bulunduğu amaçsızlık, boşluk hissi onu kendi ölümüne götürmüştü en nihayetinde.

Kohlberg ‘in ahlaki gelişim teorisi ile ikilem yorumlama

                            Tramvay Problemleri ve Etik İkilem Soruları: Siz Olsanız Ne Yapardınız? -  Evrim Ağacı   

 

Ahlak gelişimi, bu güne kadar çocukları iyi insanlar olarak yetiştirmeyi düşünen herkesin ilgi alanı olmuştur ve bu konuda yapılan çalışmalarla ahlak gelişiminin nasıl ve ne zaman geliştiği belirlenmeye çalışılmıştır. Ahlak gelişimi ile ilgili Lawrence Kohlberg çocuklara, her biri belirli ahlaki konuları ele alan ikilemler sunarak bir kuram geliştirmiştir. Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramı, her biri iki alt evreden oluşan üç düzeyden oluşur. Birinci düzeyin ilk evresi itaat ve ceza da önemli olan otoriteye itaat etme ve cezadan kaçınma iken ikinci evre olan araçsal ilişkiler de önemli olan karşılıklı çıkar ilişkisidir. İkinci düzey geleneksel düzeydir. İlk evre kişiler arası uyum de ise başkalarının onayını almak ve ‘’iyi bir çocuk olmak’’ ön plandadır. Geleneksel düzeyin ikinci evresinde ise kanun ve toplumsal düzeni korumak önemlidir. Üçüncü ve son düzey olan gelenek sonrası düzeyde ise dışsal otoriteler önemini yitirirken kişi kendi içsel isteklerini ve ilkelerini otorite olarak kabul eder.  Gelenek ötesi düzeyin ilk evresini Kohlberg,  toplumsal sözleşme evresi olarak adlandırmıştır. Bu evrede kurallar ilkeler hala önemlidir toplumsal düzenin devamı için ancak bu kurallar bazen demokratik olarak değiştirilebilir. İkinci evre ise evrensel etik ilkeler yönelimi olarak adlandırılır ve kişi kendi ahlak ilkelerini kendisi oluşturur.

‘’Sen özel bir okulda okuyorsun ve aynı sınıfta burslu okuyan bir arkadaşın var. Kendisi çok çalışkan bir öğrenci. Bir andan okuyor bir yandan da çalışıyor. Hatta birlikte bilim olimpiyatlarında derece aldınız. Bu hafta son sınavlarınız olacak ve arkadaşın ailevi durumlar nedeniyle sınava çalışamadı. Eğer bu sınavdan düşük not alırsa bursu kesilecek ve bu okulda okuyup iyi bir eğitim alamayacak. Arkadaşın sınavda tam da senin ön sıranda oturuyor. Ona kopya vererek yardım edebilirsin ama kopya vermen bir suç. Bu durumda ne yaparsın? Neden ?’’

Verilen bu ikilemi Kohlberg’in ahlaki evrelerine göre değerlendirecek olursak; öncelikle kopya vermek kurallara göre suç olarak değerlendirilmektedir yani ilk evrede olan bir birey için cezadan kaçınmak ve otoriteye itaat için kolaylıkla bir sebep olarak gösterilip kopya vermeme konusunda karar alınabilir. Yine aynı şekilde ikinci düzeyde kurallara uyarak iyi bir çocuk olmak için kopya verilmeyebilir ve ya  ‘’ herkes kopya çekerse sonuç ne olur ‘’ gibi düşüncelerle kopya vermenin uygun olmadığına karar verilebilir.

Ancak söz konusu durumu tüm yönleriyle ele aldığımızda içinde bulunulan durum yalnızca kurallara uymak ya da uymamak ile ilgili değildir. Bu durumda arkadaşımızın aslında iyi bir öğrenci olduğunu ailevi durumlar söz konusu olmasa da durumun farklı olacağını, kopya vermediğimizde okuldan atılacağı ve iyi bir eğitim alma hakkının elinden alınacağı ayrıca bu kişinin bizim yakın arkadaşımız olduğu durumlarının hepsini bir arada düşünerek bu konuda arkadaşımıza yardım etmek için kopya verebiliriz. Kohlberg’in beşinci toplumsal sözleşme evresinde olduğu gibi kurallar bazı durumlarda değiştirilebilir ve ya görmezden gelinebilir.

 

Kaynakça

Boyd D., Bee H., (2009), Çocuk gelişim psikolojisi, Kaknüs yayınları

Korsakoff sendromu

Wernicke - Korsakoff Sendromu (WKS) Nedir? | bilgimerkeziweb | Sağlık  

Wernicke-Korsakof sendromu öğrenme ve hafıza gibi bilişsel fonksiyonları olumsuz etkileyen semptomların görüldüğü, ileri safhalarında kronik amneziye sebep olabilen bir tür hastalıktır. Hastalık iki evrede ele alınır; Wernicke ensefalopatisi ve Korsakoff psikozu. İlk aşamada olan wernicke ensefapatisinde görülen belirtiler göz hareketlerinde bozukluk, çift görme veya göz koordinasyon bozukluğu, kas koordinasyon bozukluğu ve kafa karışıklığıdır. Hastalık ilerlediğinde ve korsakoff psikozuna dönüştüğünde; hastada bellek kayıpları ve bilinçsizce uydurma, konfabülasyon görülür. Korsakoff sendromunun sebebi olarak uzun süreli alkol kullanımına bağlı tiamin eksikliği olarak tanımlansa da uzun süre aç kalmanın da sebep olduğu düşünülmektedir. Hastalığın seyrine bakıldığında en dikkat çekici belirtisi hafıza kaybının başladığı dönemlerde görülen bellek boşluklarını doldurmaya yönelik öyküler uydurması, konfabülasyonlar iken hastalığın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan, geriye döndürülemez amnezi ise hastalığın ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Konfabülasyon, çeşitli sebeplerle bellekte ortaya çıkan boşlukları doldurmak amacıyla hastanın gerçekdışı hikayeler uydurmasıdır. İlk olarak korsakoff tarafından alkol bağımlısı bireyler üzerinde gözlemlenen gerçekdışı hikayeler uydurma durumu, bellek boşluklarını doldurmaya yönelik savunma mekanizmasıdır. Hasta genellikle bellek boşluğunun meydana getirdiği stres durumu ile baş etmek için anlık hikayeler uydurur (Gündoğan. D. 2007). Oliver saks’ın kitabındaki ‘’kimlik meselesi bölümündeki ağır korsakoff tanısı konulan hasta doktorun kim olduğu ile ilgili defalarca tahminde bulunmuş hepsinde yanılmıştı. Hiçbir şeyi aklında tutamayan hasta önünde bulunan amnezi boşluklarını doldurmak için durmadan uydurmaca hikayeler ortaya atıyordu, şu an nerede olduğu ve karşısındakinin kim olduğu hakkında en ufak bir fikre dahi sahip olmayan hasta geçmişten kalan anılarıyla tutarlı uydurma hikayeler anlatıyordu. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi konfabülasyon korsakoff sendromunun bir belirtisi olarak hastanın amnezinin sebep olduğu bilgi boşluğu ile baş etme şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geriye dönük amnezi hastalık veya cerrahi işlem öncesi öğrenilen bilgilerin veya anıların unutulmasıdır. Korsakoff sendromunda ileri bir safhaya geldiğinde meydana gelen geriye doğru amnezi geriye döndürülemez hale gelir. Kişi hayatının bir kısmına ait anılarını geri dönüşümü olamayacak şekilde unutur bu durum kişi ve ailesi için umutsuz bir durumdur. Oliver saks’ın kitabında yer alan Kayıp denizci adlı hikayesindeki alkolün sebep olduğu mamiller cisim dejenerasyonundan kaynaklanan korsakoff sendromu olan hastada olduğu gibi bireylerin yakın zamana ait anıları zarara görebilir ve yeni hiçbir şey öğrenemez hale gelebilir, bu durumda kişi geçmişte bir yerde sıkışıp kalır. Bu vaka incelemesinde yer alan , 49 yaşındaki hasta 19 yaşındaki anılarında sıkışıp kalmış ondan sonrası ile ilgili hiçbir anısı kaydolmamıştı. Korsakoff sendromu sonucunda gelişen kronik amnezi de hastalar genellikle geçmişe dair anıları kolayca hatırlayabilirken, sonrasında yaşadığı ya da ona söylenenleri saniyeler içinde unutur hale gelirler. Bu amneziler genellikle organik kökenli, kalıcı ve düzeltilemez durumdadır.

Wernicke korsakoff sendromu, alkol bağımlılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan kalıcı amnezi sebep olabilen bir çeşit nörolojik hastalıktır. Alkolün beyin yapısı üzerinde kalıcı yapısal zarar vermesiyle meydana gelen hastalığın ilk aşamasında kafa karışıklığı ve oküler bozukluklar görülürken ilerleyen safhalarında konfabülasyon ve kalıcı amnezi önemli semptomlarıdır. Konfabülasyonlar hastanın kaybolan bellek boşluklarını doldurma çabasıdır. Hastalığın ileri safhasında ise hasta geriye döndürülemez bir amnezi ile hayatına devam etmek zorunda kalır. Korsakoff sendromunda belli bir aşamadan sonra tedavi mümkün değildir.